24 Mayıs 2026 Pazar

ELEŞTİRMENLİK RÜŞVET OLARAK VERİLİRSE…

Malumu ilam etmeye gerek yok ya, gene de söyleyeyim: Siyaset âleminin sıradanlaştırıcı dünyasıyla pek ilgilenmem. Doğal olarak o dünyayla ilgili yazılar pek çıkmaz kalemimden.

Fakat birileri, siz istemeseniz de, çeker sizi…

Bu, belki kaçınılmaz bir durumdur, fakat neticede ilkelerinizden taviz vermeniz anlamına gelebilir.

Taviz vermek anlamına gelmeyecek “siyaset” yazıları da çıkabilir kaleminizden. Aynen aşağıdaki satırlarda görüleceği gibi.

Çünkü, ortada hassas bir konu vardır ve bu konuyu ancak siz yazabileceksinizdir. Başkalarının o konuda eline kalem almaya mecali yahut cesareti bulunmamaktadır.

Buyurun, başlayalım…

Ankara merkezli bir edebiyat dergisinin önsözünde gördüğüm şu başlık beni ürpertti: “Kemal Kılıçdaroğlu şiir eleştirmeni olsaydı?”

Bir süre, başlığın altında dizilmiş olan harf yığınını okumaya cesaret edemedim. Korkum, bir pişkinlikle karşı karşıya gelmektendi…

Nice bekleyip cesaretimi topladıktan sonra, korkumla baş başa kaldım!

Metni yazan kalem, güncel siyasetin bir aktörünü, üstelik pek çok bayat ilişki ağına da adı karışmışken, boyayıp cilalayıp önümüze sürüyor. Bakın şu cümleye:

“Kemal Kılıçdaroğlu’nun sadece CHP’de değil, ülke genelinde estirdiği umut rüzgarına bakınca, aklımıza edebiyat, şiir dünyasında da buna ihtiyaç duyulduğu geldi.”

Bir edebiyat dergisinin ilk satırlarını bu cümlelerle kirliliğe teslim eden kişi, bir siyaset arenası amigosu edasıyla devam ediyor yazısına. “Bu şahsın kamuoyu nezdinde belirginlik kazanan dürüst kişiliği” şeklinde bir dizi kelimeyi sıralıyor. İster istemez bu noktada hangi dürüstlükten bahsedildiğini düşünüyorsunuz bir an, bir itiraz cümlesi olarak…

Metin bu minval üzere sürüp gitse gam duymayacaksınız. Hayır, amigomuz sözü şiir dünyasına getirmesin mi! İşbu dürüst kişilik “şiir ortamına sirayet edebilseydi…” Böylece sözü edebiyat ve şiir ortamına, daha da özelde şiir eleştirmenliğine getiriyor. Doğrusu, iyi bir nokta; fakat yapılan genellemeye ne demeli? Bu disiplin üzerinde emek harcayanları bir çırpıda harcamasına nasıl tahammül etmeli? Evet, belki adı eleştirmene çıkanların bir kısmı (ki bunların ekserisi şikayet sahibinin siyasî kimliğiyle ortaklık gösterir…) işlerinde şike, hile, (meyhane arkadaşlığına bağlı) torpil gibi ahlaksızlıklara müracaat etmekte, işlerini erbabınca yapmamaktadır, kabul…

Bunların ipinin pazara çıkarılması, ne güzel olur… Öyleyse, haydi çıkar şunları ortalığa, yaz adlarını şuracığa… Olmaz…

Bu arada, şiir ve eleştiri dünyamız bunların egemenliğindeymiş gibi görünmekle beraber salt bunlardan mı müteşekkil… “Adalet duygusu”na dikkat edeni, “belgelerle konuş”mayı ve “yazının edebi değerini” dikkate almayı hassasiyet makamı haline getirenleri niye harcıyorsun?

Belli ki amaç üzüm yemek değil… Amaç, bir siyasetçiyi bir vesileyle arz etmek. Bunun için “… şiir eleştirisinin Kemal Kılıçdaroğlu’su” diye bir ifade kullanılacak… En sonda ise, genel bir takdim yapılarak, yazı sonlandırılacak: “CHP bile bulabilmişse, şiir dünyası niye bulmasın?” Böylece, kokuşmuş bir arenanın soru işaretleri taşıyan bir başkahramanı bir referandum arifesinde dergi okurlarına tavsiye edilirken, maalesef edebî (edeple ilgili) hassasiyetler dikkate alınmıyor.

Makinist, Sincan İstasyonu’nda treni raydan çıkarmıştır, toprağı bol olsundur!

(Van, 24 Ağustos 2010)


Not: Bu yazı ilk kez 26 Ağustos 22010'da Milli Gazete'de yayımlanmıştır.