1. Gün/6 Mayıs
Mahvın değil Ramazan
Kardeşliğin ayıdır
Nice vaveyla varken
Gönlün kırık fayıdır
2. Gün/7 Mayıs
Mistiklerin yerini
Alsa gerek Mıstıklar
Garibanlar ayıdır
Mağfirettir Ramazan
3. Gün/8 Mayıs
Hile hurda hırs değil
Fitne fücur fısk değil
Yalan dolan gasp değil
Ahlak ayı Ramazan
4. Gün/9 Mayıs
Bin dört yüz kırk Ramazan
Ne feraset ne mizan
Kalmadı Müslümanda
Her yerde feryat figan
5. Gün/10 Mayıs
Fıtırdır diğer adı
Şükürdür dilde tadı
Ramazan hoş sedadır
Bırak kin ve inadı
Sana derim Hanım hey
Zulmle yaşamaz kadı
6. Gün/11 Mayıs
Masal vakti olamaz
Hurafeyle dolamaz
Hakikattir Ramazan
Efsaneye gelemez
Bu ayın mahsulatı
Tevhidsiz alınamaz
7. Gün/12 Mayıs
Yerli midir milli mi
Evrenseldir söylemi
Cemi cümleye Fıtır
Söyler iletisini
8. Gün/13 Mayıs
Anne ile anlamdaş
Mazlumun gözünde yaş
Umut olsun mağdura
Bu Ramazan gel kardeş
9. Gün/14 Mayıs
İnşirah aha döndü
Bilim mizaha döndü
Pek güldük ağlayalım
Filim günaha döndü
Sormayın neden böyle
Sözler yallaha döndü
Tesellisi yok mudur
Mizah hahhaha döndü
Haşşak çıktı bilumum
Ehil dahdaha döndü
Dahhak mısın azizim
Dilin küstaha döndü
Zamaneden şekva yok
Ramazan vaha döndü
10. Gün/15 Mayıs
Üçte biri gidiyor
Bitmez denen bitiyor
Ramazan imtihandır
İdraksizi yediyor
Sonraki 10 günün manisi için tıklayınız.
Mizah etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Mizah etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
14 Mayıs 2019 Salı
6 Nisan 2019 Cumartesi
KARAKUŞ'UN POSTUNA NE OLDU?
Gümüşhane
taraflarından bir hikâye. Sadece hikâye değil, şiiri de var. Mizah sanatının
burçlarından bir yerden hey hey ediyor bize...
Hikâye,
itinin çalındığını iddia eden bir adamın hikâyesidir. Şiirse, itin başına
gelenlerin hicviyesi...
Paylaşayım...
İddia
sahibi, komşusunu itham etmektedir. İtham etmek bir yana, işi azıtmış, adli
makamları harekete geçirmiştir. Davaya, şimdilerde pek örneği kalmayan
"babacan" bir hakim bakar. Hakim babacan olur da ferasetli olmaz mı?
İlk soruyu iddia makamına (iftira makamı mı deseydik acaba?) sorar:
"Oğlum, köpeğini bu adamın çaldığını nereden biliyorsun, delilin var
mı?"
Davacının
delili ipe un sermek kabilindendir. Serer de namussuz!
Hakim
Beğ'in sorusuna verdiği cevaba bakın müfterinin, kelimesi kelimesine iktibas
ediyorum:
"Hakim
Beğ, benim itim, senden ey olmasın çok değerli hayvandı. Daha tüfeğimi ava
doğrultmadan ona doğru koşar avı havada yakalar bene getirirdi. İtin şöhretini
duyan bu adam, iti bana sat diye çok peşimde dolandı. Satmadım. O yüzden bu
çalmıştır."
Hadise
bu noktadan sonra nereye gitti, kayıtlarda yok. Hakim Bey, aldığı cevabı nasıl
değerlendirdi, şapşal adama hangi mukabelede bulundu bilmiyoruz.
Belki
tutup kulağından, okkalı bir sin kef te re eşliğinde, bu sefih herifi attı
kodese. Belki de, değmez deyip, hadi oğlum, kumda oyna, itini başka kapılarda
ara mealinde cümleler söyleyip, davacıyı defetti. Zanlı koltuğunda oturan
"komşu"ya yönelik bir harekete geçmediğine ise eminim...
Evet,
hikaye aşağı yukarı bu bilgileri sunuyor bize. Bir de, itin başına başka bir
takım şeyler geldiğini hissettiriyor. İt sahibi densizin de bilmediği şeyler
üstelik...
Nedir
bunlar der, soru işaretleriyle üstüme gelirseniz, size şiirle karşılık
vereceğim...
Ben
"hikâye" dedim ama, yaşanmış mıdır yoksa kurgu mu, bilmiyoruz.
Kimbilir, belki de bir hayat-ı hakikiye mahsulüdür. Bunu öğrenme imkanımız da
yok maalesef... Zira kaynak eser de bu bahiste bir ipucu vermiyor...
Özetlemeye
çalıştığım ve "Senden Eyi Olmasın" başlığını taşıyan hikâyeyi Savaş
Dursun'un (Bu ne güzel isim böyle!) "Kuzeydoğu'dan Mizah ve Duygu
Esintileri" adlı kitabının 156. sayfası üzerinden aktarıyorum.
"İklimi Soğun Yöremin Yüreği Sıcak İnsanlarına" ithafını kitabın
kapağından giren Savaş Dursun, bu eserinde, Erzurum, Gümüşhane, Bayburt gibi
Kuzeydoğu Anadolu coğrafyasından derlemeler yapmış. Hikâyeler, şiirler,
muhtelif fıkralar, hatta fotoğraflar... İsmat Yayınları'nın üçüncü kitabı
olarak 2008'de, 393 sayfalık bir yekun halinde Ankara'da yayımlanmış kitap.
İsterseniz
tekrar şu it meselesine gelelim...
İtinin
başına ne geldiğini bilmeden komşusunu suçlayan ve onun derdest edilmesi için
ortalığı velveleye veren, akabinde adli makamları suizanlarının emrine kul
kılmaya çalışan müfteri daha sonra öğrenmiş midir bilmiyoruz. Fakat biz,
kitabın 157. sayfadaki "Karakuş Destanı" adlı manzumeden hadiseye
kolaylıkla vakıf olabiliyoruz.
Şimdi
gelin S. Faik Sungurlu imzalı bu altı dörtlükten oluşan destanı okuyarak,
işin aslıyla faslı arasındaki sırrı kavramaya çalışalım:
Daha
bu sabah çıkmıştı ava,
Avdette
postunu verdi Karakuş.
Tilki
tavuşanı dağda kaçırdı,
Kalıbı
dinletti köyde Karakuş.
Kapı
kapı sokaklarda gezerken,
Bir
lokma ekmeğe bin "hu" çekerken,
Son
günlerde saadete ererken,
Kuyruğu
titretti koca Karakuş.
Granit
düşünür matemin çeker,
Arkadaşı
Coli göz yaşı döker,
Çaldo
Hasan ağlar hicranla gezer,
Tavuşan
aşkına gitti Karakuş.
Yoldaşların
hep el ele verdiler,
Na'ş
üstüne merasime geldiler,
Komşu
kelplerine haber saldılar,
Birden
bire yuvarlandı Karakuş.
Toplanmalı
taziyeye gitmeli,
Diyetini
kimden tazmin etmeli,
Ölümün
tilkiye gerçi teselli,
Post
alırken postu verdi Karakuş.
Sungurlu
destanın dizer hem güler,
Okuyan
kadınlar hayretle dinler,
Zeki
korkusundan Calo'yu ipler,
Bu
da günün son vakası Karakuş.
Evet,
bu kadar. Hayatta neler olmuyor. Edebî metinler de olmasa, bunların bir kısmına
vakıf olamayacağız. Vakıf olmak ne kelime, hayat ve hakikat namına iki çift laf
edemeyeceğiz. İt dalaşı yapanlara, post kavgasına dalanlara küpe niyetine,
bitirelim...
Ankara,
6 Nisan 2019.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
