Efnan Dervişoğlu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Efnan Dervişoğlu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Aralık 2018 Salı

ÜLKÜ TAMER'E NELER SORDUM?

Nilüfer Belediyesi’nin “Şairin Şiir Evreni”ne ayırdığı mini salona girdiğimizde en arkaya, duvar dibine sıralanmış sandalyelere ilişiverdik.
O sırada Ülkü Tamer çocukluğuna dair Antep anılarından, anılarının Nakıp Ali bölümünden bahsediyordu. Yaşamak Hatırlamaktır adlı kitabında da tatlı tatlı anlattığı bu hatıraları burada kendi ağzından dinlemek elbette önemli.
Programda defterime aldığım ilk not şu bahiste: Moderatör Efnan Dervişoğlu, aynı zamanda bir çevirmen olan Ülkü Tamer’e, çevirdiği kitaplarla ilgili bir soru sorarken, bu kitapların 40’tan fazla olduğunu söyleyiverdi. Ülkü Tamer bunu tashih etti, çeviri kitap sayısının 120’den fazla olduğunu belirtti. Bu muhabbet ve sonrasındaki kimi anlarda sergilediği performans da Dervişoğlu’nun bu program için yeterince hazırlıklı olmadığını gösteriyordu. Zira sorular ya popüler konulardan ya da Ülkü Tamer’le ilgili çokça bilinen mevzulardan seçiliyordu: “Şiir ve aşk”, yaşama sevinci, vb. gibi genel temalarla, yine hatıra kitabında özenilerek anlatılan ve Meksika’daki Brezilya Büyükelçiliği’nde yaşanan ilginç macerayı örnek olarak sunalım…
Ülkü Tamer’in konuşmasından defterime kaydettiğim bir başka husus, şairin Prof. Dr. Mehmet Kaplan’a olan tepkisiydi. Bu da Ülkü Tamer okurunun çokça bildiği bir konudur. Malum olduğu üzere, Kaplan Şiir Tahlilleri adlı kitabında Ülkü Tamer’in bir şiirini ele almış, şairi hiç de hak etmediği bir şekilde eleştirmiştir. Gerçekten de Şiir Tahlilleri’nde Mehmet Kaplan’ın en büyük yanılgılardan birisidir bu tutumu. Ülkü Tamer’in unutmayıp konuyu tekrar gündeme getirmesi bir noktaya kadar anlaşılabilir. Fakat mesele güncellenirken önyargıları kışkırtmamak gerekir. Tersine, bir eleştirel tutumun hangi mahiyette olması, eleştiride nelere dikkat edileceği, vs. doğrultusunda bir itiraz daha şık olur. Haydi canı yanmış bir şair için bunları da anlayışla karşılayalım, peki moderatör Dervişoğlu’nun Ülkü Tamer’e hitaben konuyla ilgili söylediği şu cümlelere ne diyeceksiniz: “Hocam, Şiir Tahlilleri’nin ikinci baskısının kapak rengi zaten yeşil renklidir!”
Hoppala! Nerden çıktı şimdi bu yeşil faslı? Oldu mu Efnan Hanım, tribüne oynamanın sırası mıydı? Bir akademisyene yakıştı mı?
Program daha sonra soru cevap şeklinde sürdü. Dinleyicilerin soruları arasında bakın ne gibi sorular vardı: Şiir yazarken nelere dikkat edersiniz? Kitap nasıl yayınlanır? Zihnen sevmediğimiz bir şairin eserlerine karşı nasıl bir tavır takınmalıyız? Dinleyiciler arasında Ülkü Tamer’i okul ders kitaplarına dair kimi iddialarla meşgul edenler, buradan yola çıkarak küçük siyasi sevinçler tahvil etmeye çalışanlar da vardı.
Ülkü Tamer’le ilgili olarak yaptığım çalışmalar sırasında oluşmuş sorularım vardı benim de. İşte şimdi bunların bir kısmını sorma fırsatı bulacaktım.
İlk sorum şu oldu: “Sizde Halk şiiri geleneği oldukça fazla. Buna karşın klasik şiirle neredeyse hiçbir bağınız yok. Nedir bunun sebebi?” Ülkü Tamer bu sorumuzu şöyle cevapladı: “Divan şiiri bizim için çok kapalıydı. Anlamadığımız kelimeler, Osmanlıca, Arapça kelimeler vardı. Oysa Halk şiiriyle iç içe büyüdük. Sümmaniler, Karacaoğlanlar, Pir Sultan Abdallar… Başka arkadaşlar ne yaptı bilmiyorum ama Divan şiiri benim için kapalıydı.”
Şaire ikinci sorum İlhan Berk’le aralarında geçen ‘intihalcilik’ polemiğiyle ilgiliydi. Ayrıca sonraki dönemlerde Berk’le ilişkilerinin nasıl tezahür ettiği yolunda idi. Benim bir makale olarak incelemeyi düşündüğüm bu konu hakkında Ülkü Tamer ayrıntılı bilgiler verdi. İlhan Berk’i yaptığı intihallerle ilgili olarak önce sözlü bir şekilde uyardığını, ama bundan vazgeçmeyince yazıyla kendisini ikaz ettiğini söyledi. Bununla birlikte sonraki yıllarda aralarındaki ilişkinin gayet iyi bir şekilde sürdüğünü belirtti: “İlhan hep iyi dostumdu. Hep iyi dost olarak kaldık. Ölünceye kadar dost kaldık.”
Bir başka sorum iki dizesiyle ilgiliydi: “Kanı bir yana bırak/Revan içinde kaldım.” diyordu bir şiirinde Ülkü Tamer. Dille yapılan bu oyun, bir deyimin bu şekilde kullanımı bence büyük bir şeydi. Doğrusu şairin bu söyleyişini orijinal buluyor, yeri geldikçe de örnek olarak sunuyordum. Şairin bu soruya verdiği cevap beni şaşırttı. Zira, “Şairler öyle her şeyi düşünerek, planlayarak yazmazlar!” şeklinde bir cevap vermişti. Öyleyse bu şuuraltından çıkmış bir kırıntı mıydı? Benim zannettiğim gibi büyük bir buluş değildiyse peki ne olabilirdi?
Ülkü Tamer’e birkaç soru da şair arkadaşım Abdurrahman Adıyan sordu. Bunlardan birisi Sezai Karakoç ile bir dostluğunun olup olmadığı şeklinde idi: “Sezai Karakoç’la uzun bir ahbaplığım olmadı. Cemal’in (Süreya) ahbaplığı vardı Sezai Karakoç’la. Biz birkaç kez görüştük. Şimdi beni sokakta görse tanımaz Sezai Karakoç.”
Programdan sonra kültür merkezinin girişinde ayaküstü muhabbet etme imkânımız da oldu Ülkü Tamer’le. Abdurrahman Adıyan şairle Antep üzerine konuştu. Ayrıca Gelenek ve İkinci Yeni Şiiri adlı kitabım üzerine konuştuk. Kendisine önemli yer ayrılan bu kitabı maalesef görmemiş Ülkü Tamer. Adresini aldım. Kitabı yayımlayan yayınevini de durumdan haberdar ettim. Şimdilerde kitap şairin eline ulaşmış olmalıdır... 

(Bu yazı ilk kez 9 Mayıs 2013'te Milli Gazete'de yayımlanmıştır.)

Ülkü Tamer'e ait bir şiir: 

http://www.eba.gov.tr/ses/dinle/4882e705484e8546b47eb9e6fe4d653b9d4fdf352a005

5 Aralık 2018 Çarşamba

GÜLTEN AKIN: “SEZAİ KARAKOÇ’U KARDEŞİM GİBİ SEVDİM”


“Taşraya Şaire Geldi”. Aşağıda paylaşacağım notları defterime bu başlık altında kaydetmişim.  Gülten Akın’ı dinledikten, program nihayete erdikten sonra başka başlıklar da kapımı aşındırdı: “Sezai Karakoç’u Kardeşim Gibi Sevdim” gibi...
Şaire Gülten Akın 25 Mayıs [2013] akşamı Bursa’da Nilüfer NHKM’de “Şairin Şiir Evreni” başlıklı programın konuğu olacaktı. Oturum öncesi yapacağım işlerden birisi kuşkusuz Gülten Akın’ın kitaplarını yeniden gözden geçirmek olacaktı. Bu amaçla Seyran (Bütün Şiirleri, Can Yay., İst., 1982, 332 s.) ve Şiiri Düzde Kuşatmak (Alan Yay., İst., 1983, 239 s) adlı kitaplarını raflardan indirdim. Baktım, Seyran’ı “İzmir, 4. 1. 86”da satın alıp okumaya başlamışım. 332. sayfaya düştüğüm bitirme kaydım ise şöyle: “13. 1. 86  ([Saat] 02.40) İzmir”. Alınışının onuncu günü, gece sabaha doğru okunup bitirilmiş demek ki Seyran. Seyran’ı tekrar gözden geçirirken 5. sayfasına yazıp da unutmuş olduğum bir şiirime de rastladım. Bu şiiri inşallah bir edebiyat dergisinde paylaşırız…
“Şairin Şiir Evreni” yarım saatlik bir gecikmeyle ve format değişikliği ile başladı. Daha önce Efnan Dervişoğlu’nun moderatörlüğünde yürütülürken, bu kez konuk tek başına çıkarılmıştı karşımıza. Her ne kadar salon sorumlusu tarafından Gülten Akın’ın isteği olarak lanse edilse de, bu değişikliğin Efnan Hanım’ın aldığı yoğun eleştirilerden kaynaklanma ihtimali fazlaydı. Bizim Ülkü Tamer programı ile bağlantılı olarak yazdığımız iki yazıda da belirttiğimiz üzere, başarısız bir performans sergiliyordu kendisi.
80 yaşında olan Gülten Akın, “Çok teşekkür ediyorum, sadece size değil, Tanrı’ya da teşekkür ediyorum. Beni bu yaşta sizlerle bir araya getirdiği için...” diyerek başladı konuşmasına.
Şaire Akın şiirin ne’liği, konusu, dili gibi bahisler üzerinde durdu konuşmasının başında. “Şiir nasıl yazılır?” sorusunun karşılığını da kendi tecrübeleri eşliğinde anlattı. Şiir ve toplum ilişkisi üzerinde durdu bu arada…
Gülten Akın’ın söylediklerini büyük bir titizlikle not aldık. Bununla birlikte, burada tümünü paylaşmamız mümkün değil. Bir kaç küçük iktibası ise kaydedebiliriz. Şiir sosyal hayat ilişkisi bağlamında şu ifadeleri kullandı şaire: “Dünyanın durumuyla, ülkenin durumuyla ilgilenmek durumundadır şiir.” “Dünyayı anlamaya ve anlatmaya çalışır şair. Hayatta olan biteni yazar bu yüzden.” “Şiir isyancıdır, bireysel de olsa kamusal da olsa isyancıdır. Dünyayı değiştirmek ister. Bir zamanlar ben de dünyayı değiştirmek istedim. Bugün onlardan pişman değilim. Fakat bir şey var, hiçbir şey değiştiremedim.”
Bir ara dünyadaki kimi olaylardan şikâyetçi olan Gülten Akın’a, dinleyiciler arasında bulunan çevirmen şair Cevat Çapan katkı sağlamak istedi. Söz alan Çapan “Dünyada olan bitenlere şiddet dersek, şiir bir karşı şiddettir diyebilir miyiz? Yani bir duyarlılık yaratmaktır şiir; siz baştan beri hep bunu yaptınız. Böyle örnek bir eser oluşturdunuz.” dedi. Cevat Çapan’a ilave olarak bir başka dinleyici “Dünyayı değiştirecek olanları etkilediniz, bu da yeter!” diye konuştu.
Program bu aşamadan sonra soru cevap şeklinde gelişti. Sorulardan birisi şiir çevirisinin genç şairlere nasıl etki edeceği üzerineydi. Gülten Akın çeviri konusundaki klasik yolları açıklayarak cevapladı soruyu. Bir bayan dinleyici ise (Şaire Gonca Özmen olduğunu sonradan öğrendik.) Gülten Akın’ın kadın şairlerin öncüsü olduğunu, kendisinden sonra kadın şairlerin sayısında büyük bir artış olduğunu söyledikten sonra, “Şiirde cinsiyet meselesine nasıl baktığını” sordu. Akın’ın cevabı oldukça anlamlıydı:
“- Ben sizin de belirttiğiniz gibi şiirde çok kullandım. Fakat benim için kadın veya erkek fark etmez, şiirimi genel olarak bütün cinsler için yazdım. Ben bütün insanlar için hiçbir ayrım düşünmüyorum. Neleri var; mesela erkek de ezilir, onlar için de yazdım.”
Şiirde otobiyografik unsurların kullanımı konusundaki soruya Gülten Akın, “Şiirde ‘ben’ desem de o ‘ben’ değilimdir. Bir başkası da olabilir.” diye cevap verdi.  Halk şiiri ve türkülerden yararlanması bağlamındaki soruya ise “Halkın dilini çok önemsiyorum. Şiir halkın içindedir. Aydınların dili ise tıkız bir dildir. Halkın dilinden nasıl ayrı olabilirim.” diyerek cevapladı.
Gonca Özmen’in “Şiiri ne zaman çalışıyorsunuz?” ve “Şimdilerde günleriniz nasıl geçiyor?” şeklindeki sorularını da sabırla cevaplandıran Gülten Akın “Bir zamanlar geceleri çalıştığını” söyledi. Akın, şimdilerde ise günlerinin “bomboş” geçtiğini bu arada günde iki kez diyalize girdiğini söylemek zorunda kaldı: “Makineye diyorum ki bu benim kardeşim. Bense masrafım!” Gülten Akın’ın bu sözlerinden sonra şu soruyla muhatap kalması ise tümüyle insafsızlıktı: “İçinizde bir ukde kaldı mı?”
Kendisine İkinci Yeni ile ilgili sorulan soruya “İkinci Yeniciler anlamdan kaçtılar. Bir kısmı yok oldu. İçlerinden şair olanlar ise döndüler, aramıza katılıp anlamlı şiirler yazdılar.” şeklinde cevap verdi.
Soru sormak için verdiğim onca uğraştan sonra tam da vazgeçtiğim bir anda sözü şahsıma veren Gülten Akın’a şunları sordum: “İkinci Yenicilere değindiniz. Şiirinizden ve söylemlerinizden anladığımız kadarıyla Cemal Süreya’nın ‘Folklor Şiire Düşman’dır yaklaşımına katılmıyorsunuz. Bu arada İkinci Yeniciler arasında yaşıtınız Sezai Karakoç var. Onunla irtibatınız oldu mu?” Sorumun ilk kısmını “Kesinlikle katılmıyorum.” diye cevaplayan Akın, Sezai Karakoç ile ilgili olarak ise şunları söyledi:
“- Sezai benim fakültedeki arkadaşlarımdan biridir. Orada arka bahçede oturur, konuşurduk. Onunla şiire bakışta, ortama bakışta anlaştık. Çözümde anlaşamadık. O başka yolda ilerledi, ben başka… Kardeşim gibi sevdim onu. Daima önemsedim. Çok güzel şiirler yazdı.”

(İlk kez 30 Mayıs 2018'de Milli Gazete'de yayımlanmıştır.)