İkinci Yeni Şiiri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İkinci Yeni Şiiri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

31 Ocak 2020 Cuma

İKİNCİ YENİ ŞİİRİ OKUMALARI-1



İKİNCİ YENİ ŞİİRİ OKUMALARI

Devrin Sosyal Manzarası
İkinci Yeni Hareketinin Oluşumu
İkinci Yeni Şiirinin Özellikleri

Türkiye Dil ve Edebiyat Derneği Ankara Şubesinde İkinci Yeni Şiiri Okumalarına başlıyoruz. Her ayın son Cuma günü saat 18.00'de, yolculuğumuza katılabilirsiniz.

GMK Bulvarı, No: 27, Demirtepe, ANKARA
www.tdedankara.org.tr
Tel: 0312 229 06 00-01
E-Mail: bilgi@tdedankara.org.tr
/TDEDANKARA

14 Kasım 2019 Perşembe

İKİNCİ YENİ NEDİR?

Son zamanlarda İkinci Yeni Şiir Hareketi ile ilgili tartışmaların arttığını görüyoruz. Bunda özellikle Yusuf Kaplan’ın önce Kuşluk Vakti dergisinde, ardından Yeni Şafak’ta kaleme aldığı makalelerin etkisi oldu. Ne var ki, Kaplan’ın etkisiyle farklı ortamlarda cereyan eden tartışmalar, istisnalar hariç, dikkate değer bir üretim sergilemedi. Hatta sözü güncel politik zırvalamalar noktasına kadar vardırıp, İkinci Yeni şiiri ile “Cumhuriyet’in kazanımları” ile ‘özdeş’ görenler de çıktı.
Biz burada, İkinci Yeni ile ilgili sahih bir çalışmaya imza atmış birisi olarak, Gelenek ve İkinci Yeni Şiiri (Kültür Bak., Ank.,2002) adlı çalışmamızdan, konuyla ilgili birkaç dipnotu açıp, dikkatlere sunacağız.
Öncelikle şunu belirtelim: İkinci Yeni Hareketi’nin ortaya çıkışı ile ilgili üç esaslı görüş vardır: Bunların ilkini bugün ele alacağız:
Bu, ‘devir ruhu’ndan hareket edip, probleme politik bir noktadan yaklaşanların görüşüdür. Bunlara göre,  İkinci Yeni şiiri 1950’lerde yaşanan siyasî ortamın sonucudur veya bu ortamı derinliğine hissetmiş olmanın sancılarını yansıtır. Diğer bir ifade ile, onlar, İkinci Yeni’yi, 1950’lerde Demokrat Parti (DP)’nin baskısı sonucu oluşan bir şiir hareketi olarak görürler.
Devir etkisinin İkinci Yeni’nin meydana gelmesindeki yegâne sebep olduğu şeklindeki görüşün sahiplerinden birisi Attilâ İlhan’dır. Attilâ İlhan, İkinci Yeni’yi  ‘âdeta diktanın işine gelir bir sapıklık’ hareketi olarak adlandırır. (Bkz. İkinci Yeni Savaşı, s. 93) Ona göre nasıl Garip şiiri  ‘İnönü Diktası’nın şiiri idiyse, İkinci Yeni de, ‘Menderes Diktası’nın’ şiiridir. (Aynı eser, s. 7.)
Bir dönem, ‘İkinci Yeni Olayı’ isimli kitabıyla, bu hareketi geniş boyutlu inceleyen tek araştırmacı olarak adı anılan Asım Bezirci, konuyla ilgili olarak, siyasî ve sübjektif görüşler bildirir. Ona göre, Garip gibi,  İkinci Yeni de belli bir sosyal ortam içinde oluşmuştur. 1950’de iktidara gelen Demokrat Parti’nin oluşturduğu bu ortamın temel özelliklerini ‘baskı ve bunalım’ sözcükleri özetlemektedir. Bu yüzden, Garip gibi, İkinci Yeni’ye de ‘baskı ve bunalım şiiri’ (Bkz. İkinci Yeni Olayı, s. 56-57) denilmiştir.
Hemen belirtelim, Attilâ İlhan ile Asım Bezirci, olaya siyasî bir pencereden, daha da ötede, Marksist bir yaklaşım ve toplumcu sanat anlayışıyla yaklaşırlar.
Bunun yanında, İkinci Yeni’ye yönelik bu yaklaşımların bir sebebi de, bu şiirin ‘sosyal yapı karşısındaki tutumuyla’  (Ramazan Kaplan, Şiirimizde İkinci Yeni Hareketi adlı tez, s. 4) da ilgilidir.
Peki, şikayetçi olunan sosyal yapı ile ilgili neler söylenebilir?
İkinci Yeni’nin hayat bulduğu 1950’li yıllarda iktidardaki parti DP’dir. Çok partili hayata geçişin bir aşaması ve ‘siyasal düzenin demokratikleşmesi yolunda somut bir adım’ (Emre Kongar: İmparatorluktan Günümüze Türkiye’nin Toplumsal Yapısı I, s. 160) olarak, 1946’da, CHP’den ayrılan bir grup milletvekili tarafından kurulan DP, kısa bir süre içerisinde hızla büyümüş, 1950’de yapılan seçimleri yüzde 53’lük oy oranıyla birinci bitirerek iktidara gelmiştir.
1950-1960 yılları Türkiye’sine damgasını vuran DP, programındaki ilkelere göre ‘liberalizm ve demokrasi’yi hedeflemiş, ‘tek parti diktatörlüğünü tasfiye etme’yi kendisine esas gaye edinmiştir. 
DP iktidarının belli başlı niteliklerini, Emre Kongar yukarıda adı geçen eserinde, kuşkusuz kimi zaman duygularına hâkim olamayarak, şöyle özetler:
DP iktidarı, ‘sivil ve asker bürokrasi ile aydınlara karşı olumsuz bir tutum’ sergilemiştir.  ‘Gerçek demokratik ilkelere uygun davranışlar yerine, tek parti dönemine öykünen uygulamalara’ yönelmiştir. ‘Batı dünyası ile ekonomik ve siyasal bütünleşmeye kesin bir inanç’ beslemiştir. Siyasî ve ekonomik olarak Batı ve ABD ile bütünleşerek, Atatürkçülüğün ‘emperyalizm ile uğraşma’ ilkesinin ortadan kaldırmış ve ‘NATO’ya kabul edilebilmek için Kore’ye asker’ göndermiştir. Ayrıca ‘kimi Atatürk devrimlerine karşı olumsuz bir tutum’ sergilemiş,  örneğin, ‘dil devrimine açıkça karşı’ çıkmış,  ‘dine karşı’ yumuşak davranmış, böylece ‘laiklik ilkesi’ne yara aldırmıştır. Bunların yanında, DP’nin iktidarda gerçekleştirdiği ‘en önemli niteliklerinden biri, halkla bütünleşmesi’dir. Öyle ki, ‘Cumhuriyet döneminin siyasal tarihinde ilk kez halk ve özellikle köylü, iktidar üzerinde bir güce sahip olduğunun bilincine’ varır.
DP iktidarının bu niteliklere bağlı çalışmaları, kendisini ‘gerici’ diye suçlayan ‘devletçi-seçkinci’ gruplar tarafından sürekli eleştirilir. Özellikle ‘sivil ve asker bürokratlar’ ile ‘aydınlar’ DP’nin gidişatından oldukça rahatsızdırlar. Bu kesimlerin eleştirileri 1954 ve 1957 seçimlerinden sonra da devam etmiştir. Nihayet 27 Mayıs 1960 darbesi de aynı kesimlerce tertiplenmiş veya alkışlanmıştır.
Şimdi, İkinci Yeni’ye gelelim. İkinci Yeni Hareketi’ni DP dönemi şiiri olarak görenler, DP’ye karşıt olanlardır. Temel dayanakları ise, İkinci Yeni şairlerinin DP’ye karşı edilgen bir tavır sergilemiş olmasıdır. Öyleyse, bu şiir hareketi, negatif bir oluşumdur ve savaşılması gerekir. Gerek Attilâ İlhan’ın  “… Savaşı”,  gerekse Asım Bezirci’nin  “…Olay”ı çıkarma sebepleri budur.
İyi de, günümüzün “Cumhuriyet’in kazanımcıları”na ne oluyor? Üstatları bu hareketle cenk eylemişken, İkinci Yeni Hareketi hangi gerekçelerle kendi ‘tekel’lerine dönüşüyor?

(5 Şubat 2009, Milli Gazete)

18 Aralık 2018 Salı

CEMAL SÜREYA'DA MİTOLOJİK İKİLEM

İkinci Yeni şairleri arasında mitoloji meselesine net bir tavırla yaklaşan ve bu tavrı Papirüs dergisinin Ağustos 1966 tarihli sayısındaki başyazısıyla yansıtan Cemal Süreya, sonradan tavrının dışına çıksa da, önemli şeyler söylemiştir.
O yıllarda özellikle Melih Cevdet Anday ve Edip Cansever’de aşırı bir ilgi (“iştahla dadanma”) şeklinde tezahür eden mitolojik girişimlere tepki veren Cemal Süreya, konunun abartıldığını belirtir. Cemal Süreya, “Yunan Mitolojisine” “kendi mitolojimiz gözüyle bak”anların yanlış düşünce içinde olduklarını söyledikten sonra, bu hareketin tarihî seyrine dair bilgeler verir. Ardından, “Bir mitoloji gerekiyorsa bu kendi efsanelerimizden çıkan bir mitoloji olmalıdır. Şiirin evreni dildir. Her dilin kendi toplumuna özgü efsanelerle içiçe bir mantığı, bir işleyişi vardır. Birlikte gelişmişlerdir. Aynı gelişim sürecinin potasında kaynamışlardır. Bir dili kendi efsanelerinin dışına doğru hareket ettirebiliriz belki. Daha doğrusu onlardan bağımsız bir şekilde kullanabildiğimiz olur. Ama başka bir mitolojinin lejandlarıyla doldurmamız dildeki şiirsel kökü yavanlaştıracaktır. Bunun evrensellikle hiçbir ilgisi bulunmadığını da sanmaktayız.” der.
Yunan Mitolojisinin bilinip öğrenilmesini “zenginleştirici bir güç” olarak gördüğünü belirten Cemal Süreya, bunu “kendi mitolojimizmiş gibi işleme”yi “gereksiz olduğu kadar sakıncalı bir iş” olarak görür. Bu arada zaten bu mitolojinin efsaneleri, “bizim sanatımızda yabancı öğeler halinde kalmaktan ileri gitmemektedir.” Bu düşüncelerini on yıl sonra yazdığı “Kıta Sahanlığından” başlıklı yazısında da tekrarlamaktadır Cemal Süreya. Melih Cevdet Anday’ın 1976 Yeditepe Ödülü’nü de alan Teknenin Ölümü adlı kitabı üzerine yazdığı bu yazıda, mitolojiyle bağlantılı olarak özetle şunları söyler: Melih Cevdet’in Grek mitolojisine aşırı bağlılığı şiirlerinde bir yabancılık duygusu uyandırmaktadır. Onun bu kitabındaki şiirlerde bir güzellik olmakla birlikte, bu, çeviri şiir güzelliğine benzemektedir. Cemal Süreya, “bana ters geliyor içinde döndüğü mitoloji” diye itiraz ediyor Melih Cevdet’e.
Cemal Süreya’nın bu düşüncelerini bir yanda tutalım; onu şiirlerinde farklı bir tutumla başbaşa yakalarız. Bir “eleştiri-deneme” kitabına mitolojik suretleriyle bilinen bir antik coğrafyayı (“Kıta Sahanlığı”nın da içinde bulunduğu Uzat Saçlarını Firigya adlı kitap) ad yapan şair, bütün şiirlerini ihtiva eden Sevda Sözleri’nde de bu unsurlara yer verir. Bunların neler olduğunu ve hangi şiirlerde bulunduğunu belirtelim: “Bir Kentin Dışardan Görünüşü” (s. 75) şiirinde “Eski Frikya”, “Fenikelileşememek” ve “Serhas’ın askerleri”; “Sımcıcak, Çok Yakın, Kirli” (s. 85) başlıklı metninde “Belkıs’ın delik incisi”; “Ortadoğu”da (s. 105) “Sayda’yı Hatusas’ı Troya’yı/ Alfabe ihraç eden Fenike’yi”; “Karacaoğlan” (s. 207) manzumesinde “simürg”; “Kısa Türkiye Tarihi III”de (s. 221) “O yunani o güzel yolculuklar”, “Mutsuzluk Gülümseyerek” (s. 256) şiirinde “ey Troya yolcusu”; “16 Dize”   (s. 271) adlı metinde “Mitos yitme n’olur”; “Göller Denizler”  (s. 296) manzumesinde  “Tanrılar karıştırır durur denizleri” ve “Bugün Ne?”de (s. 305) “Ağaçların Afroditi”…
Cemal Süreya’nın şiirlerinden iki örnek sunarak yaptığımız sayım dökümü pekiştirelim:
“Mutsuzluk Gülümseyerek” (s. 256) adlı metinde “Troya” şöyle anılıyor:
“Ey otobüssever ey Troya yolcusu
Anımsarsın, günlerce konuşup durmuştuk
O İB (ipekböceği) sesli kadını;
Birinin Grönland’ı olmaya hazırlanıyordu.”

“Bugün Ne?” adlı metninde (s. 305) ise “Afrodit”e yer verilir:
“…. seni ve hayatımı
Ne olduğu iyice kestirilemeyen bir parıltı gibi
Geride bırakarak gidiyorum. Nereye?
Yarın bütün bu ağaçları sulayacaklar
Ağaçların Afroditini anımsadım şimdi
O ağacın yanından geçerken gökyüzü ne derindi”

Sonuç olarak şunu diyebiliriz: Cemal Süreya başlangıçta şiirde mitolojik yararlanmaya karşı itirazî bir tutum sergilemiş olsa da zamanla bu görüşünü değiştirmiştir. Buna benzer tutarsızlıklar farklı hususlarda olmak üzere İkinci Yeni şairlerinde genellikle görülür. Çelişkiler ve tutarsızlıklar kuşağının bir şairi olan Cemal Süreya’nın mitoloji karşısındaki ikili tutumunu yadırgamamak lazımdır. 

(7 Ağustos 2014 tarihli Milli Gazete için yazılmıştı.)