Kültür etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kültür etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Şubat 2025 Cuma

ERDİNÇ OZAN YAZDI: "CEVAT AKKANAT"

Hakkımda yazılan ilk yazı. Erdinç OZAN, 1980'lerde Trabzon Karadeniz Gazetesinde, Kültür Sanat Edebiyat sayfasını hazırlıyordu. Orada "Genç Sanatçılar" başlığı altında sanat hayatının başında olup da belli bir performans gösteren gençlerle ilgili incelemeler kaleme alıyordu. Serinin 7. sanatçısı olarak beni yazmıştı Erdinç Ozan. Kuşkusuz bu yazı 20 yaşında genç bir şair olarak bana büyük güç verdi. Yüreklendirdi. Gelecekle ilgili tasarılarımı daha bir nitelikli kurgulamamı sağladı. Bundandır ki on yıllarca korudum, sakladım.

Zaman içinde elimdeki işbu nüshaya kimi fiziki müdahaleler yapmış gibi görünsem de yazının orijinali matbu olarak kayıtlarda yer alıyor. Şimdi ise bu platformda:

CEVAT AKKANAT

Karesi Kanatlısı takma adıyla da şiirler yazan Cevat Akkanat 1964 yılında Balıkesir'e bağlı Dursunbey ilçesi Işıklar köyünde doğdu. İlk öğrenimini köyünde, orta öğrenimini Bandırma ve Balıkesir'deki çeşitli okullarda okudu. Balıkesir Ticaret Lisesini bitirdikten sonra Dokuz Eylül Üniversitesi Buca Eğitim Fakültesi, Türk Dili ve Edebiyatı bölümünde okumaya başladı. Halen aynı okulda öğrenimini sürdürmeye çalışmaktadır. Sanatsal çalışmalarında toplumcu gerçekçi estetiği kendisi için ir araç olarak seçtiğini bildiren Akkanat, şiir, eleştiri, anlatı türlerinde ürünler vermektedir. İzmir'de çıkan ve yayın yaşamı üç sayı süren "Bireşim" adlı derginin sorumluları arasında bulunan genç arkadaşımız şimdiye değin, Somut, Cumhuriyet gibi gazetelerde, Oluşum, Yamaç, Bireşim, Karadeniz, amatör Sanat, Yeni Çağrı gibi dergilerde çalışmalarını okuyucuya iletebilmiştir. Akkanat'ın son çalışmaları arasında bir roman denemesi ve İkinci Abdülhamit'in diktacı tutumunu yergileriyle ele alan şair Eşref'in şiirlerini yeni bir biçimle söyleme çalışmaları da bulunmaktadır.

Akkanat'ın çalışmalarında toplumcu gerçekçilik ağırlık taşıyor. Kendisi de toplumcu gerçekçilikten yola çıktığını açıkça belirtiyor ozanımız. Belli oranda simgesel anlatımı tercih ediyor. Şiirlerinde estetik bir doku göze çarpıyor. Sanatçının Yeni Çağrı'da "Bütün Canlar Affedilmiştir" adlı güzel bir şiirini okudum. Akkanat, bu şiirinde sermayenin egemenliğini, dargelirlinin (Deyim yerindeyse, ortadirekin) yıkılmışlığını sermaye karşısındaki acımsı halini çarpıcı biçimde, simgesel yaklaşımlarla anlatıyor.

    Saman duvarlar arasında     çelik bileklerle iç içe     yıkıntı bir yerde     -Can pazarı     -Canlar satılık...

Bütün bir ülkedir yıkıntı bir yer denilen. Bu yerin fabrikalarnı, bürolarıdır canpazarı. Sermaye satınalmıştır bükülmez çelik bileğiyle bu yerlerde çalışanı. Canlar satılıktır. Bir dilim ekmek için emeğini ortaya koymuştur canlar. Para, sermaye kavramlarını açıkca kullanmaz ozan. "Çelik bilekler" demeyi uygun görür.

    Yıkılsın saman duvarı     çelikbilek kırılsın     yıkıntı yakılsın     -Emir demiri keser-     Canlara can salınsın...

diyecektir ozan. Ve şiirin sonunda kendisi de şiire girecek, canları satın alacak holdingin alnını karışlayıp bütün canları bağışlayacaktır.

    Hakamlerim dağları deler benim     Bütün canlar affedilmiştir...     Satın alacak holdingin alnını karışlarım     Bütün canlar affedilmiştir...

Akkanat'a ozan olarak geniş ufuklar sağlayacak bir şiirdir bu. Ferek öz gerekse biçim ve estetik açısından kusursuz sayılabilecek bir şiir. 'Hükümlerim dağları deler benim' mısrasındaki 'benim' sözcüğünü gereksiz gördüm yalnızca. Ozan bu şiiri kullanmayabilirdi de.

Cevat Akkanat kendi özgünlüğüyle şiirinin dokusunu örebiliyor, simgesel anlatımı başarabiliyor.

    Şu gönlüm var ya şu gönlüm     çarşaf gökyüzlerini saymaz     örülmüş ölümlerimizi taşımaz     şu gönlüm var ya şu gönlüm     suluboya kargalar çaldı onu                     (Yol Türküleri adlı şiirden)

Akkanat, günümüz Türk şiirini yakından izliiyor ve inceliyor. Çalışmaları hakkında yaptığım araştırma bu kanıya varmama neden oldu. Sanırım Enver Gökçe'den hayli etkilenmiş. Senlerle adlı şiirinde bunun izlerine rastlıyoruz.

    SENLERLE

    Yaldızlanan     Yaşamımız     Dölümüze

    Dölümüz         Kıvamında dövülen     Demir     Utkulara

    Bağıl bağıl     Çoğul çoğul

    Direnç

    Direnç     Gitmek     Yarına     Senlerle

    Senlerle.

Akkanat'ın dili kullanma konusunda fazlaca eksiğine rastlamadım. Ancak, kendisine şunları söylemeden yazıyı bitirmek istemiyorum. Ozan kullandığı dili simgesel ölçüde iyi hem de çok iyi bilmek zorundadır. Ana diline sıfatlarıyla, zamirleriyle, eylemleriyle egemen olamayan kişinin iyi şiir yazamayacağı ortadadır. Öyleyse şiiri başarmanın bir yolu da dilbilimci olmaktan geçer. Diplomalı dililimci olmaktan sözetmiyorum elbet. Simgesel anlatımı başarabilmek için anadili araştırmak gerektiğini kastediyorum. Tüm özellikleriyle sile sahip olmak eğer dilbilimci olmayı gerektiriyorsa öyle olmak gerek. Dile egemen olmanın ardından anlatım gelir. anlatımsa kişisel özellik taşır. Yani her sanatçının anlatımı başkadır. Bir sanatçının anlatımı bir başkasını çağrıştırıyorsa başarısızlık söz konusu olur. Sanatçı anlatımını kişiselleştirdiğindeyse şiirinde belli bir biçim ortaya çıkar.

Akkanat'ın izlediğim çalışmalarında özgünlüğünü kurma yolunda olduğunu gördüm. Yeter ki yolun yarısında pes etmesin. Çalışmalarını sıklaştırır, yılmadan uğraş verirse özgün bir sanatçı olarak Türk şiirinde adı geçecektir.



27 Aralık 2018 Perşembe

ASKIDA ŞİİR-AYIN ŞİİRİ-ARALIK 2018


PROGRAM GÜNDEMİ
Cumhurbaşkanlığı Kültür Sanat Büyük Ödülleri bağlamında Mehmet Âkif 'e verilen Vefa ödülü,
Star Gazetesi Necip Fazıl Kısakürek Ödülleri bağlamında yapılan değerlendirmeler,
Şiir, Mizah, Siyaset ve STK ilişkileri,
Dergilerin Kasım-Aralık sayılarında şiirin görünümü...

CUMHURAŞKANLIĞI KÜLTÜR SANAT BÜYÜK ÖDÜLLERİ
Bu yıl Cumhurbaşkanlığı Kültür Sanat Büyük Ödülleri tarih ve sosyal bilimler alanında Prof. Dr. Mehmet İpşirli, sinemada Türker İnanoğlu, müzik alanında Erol Sayan, fotoğrafçılıkta İzzet Keribar'a verilirken, vefa ödülü Mehmet Akif Ersoy'un hatırasına münasip görüldü. Ödül törenine Mehmet Akif'in torunu Selma Argon katıldı. 
Bu ödüllerden en şaşırtıcı olanı, sonuncusu, yani Akif'e verilen vefa ödülü oldu. Zira Akif, sağlığında ödül kabul etmemişti. Ödül jürisinin bu durumu bile isteye ıskalayacağını sanmıyoruz. Üstelik Rasim Özdeneren gibi duayen bir yazarın da orada olduğunu düşünürsek. 
Ödülün üç yıldan bu yana yayımlanmakta olan Sebîlürreşad dergisi ile bir ilişkisi var mıydı? Selma Argon'un da içinde olduğu bir ekip tarafından, Fatih Bayhan'ın öncülüğünde yayımlanan Sebîlürreşad, nitelikli yayını ile dikkat çekiyordu. Ayrıca Akif ile ilgili ciddi fikir, kültür, sanat etkinliklerine de imza atıyor yahut -bir takım manilere rağmen- atmaya çalışıyordu. 
Bu vasat bağlamında, doğumunun 135. vefatının 82. yılının yaklaştığı günlerde bu ödülle Akif tekrar Türkiye gündemine ciddi bir şekilde geliyordu. Bu kayda değer husus dışında bir başka önemli nokta, sağlığında ödül kabul etmeyen Akif'in aziz hatırası ve ruhu, torunu Selma Argon'un nazik bir hamlesi ile rencide edilmedi. Ödül alındı ve fakat 'ev'e götürülmedi. Türkiye Büyük Millet Meclisine emanet edildi. 



STAR GAZETESİ NECİP FAZIL KISAKÜREK ÖDÜLLERİ
Necip Fazıl Kısakürek Kültür ve Araştırma Vakfı (NFKKAV) bir kaç yıldır itiraz ediyor. Söz gelimi 3 Ekim 2018'de üstadın torunu ve NFKKAV Yönetim Kurulu Başkanı Kısakürek imzalı açıklamada şunlar kaydedilmişti: "Star Gazetesi tarafından ilk olarak 2014 yılında düzenlenen ve her yıl tekrarlanmakta olan 'Necip Fazıl Ödülleri', başlangıçtan itibaren Üstad Necip Fazıl Kısakürek'in fikir ve estetik dünyasına yabancı; onun manevi mirasını hiçe sayan tahrif ve tahkir edici bir üslupla, siyasi istismar zemininde yürütülmektedir."
Benzeri tepki 21 Aralık tarihli son ödül töreninden sonra da geldi. NFKKAV adına Yahya Düzenli tarafından yapılan "Star Gazetesi 'Necip Fazıl'a Saygısızlık Ödülleri'nde Niçin Israr Ediyor?" başlıklı açıklamada, ısrar "gayr-i müeddep" olarak nitelendiriliyor. Ödül jürisi ve kimi ödül sahipleri "Üstad"ı ve davasını tanımanın "cümle kapısından bile girememiş pazar bezirgânlığını aşamamış kalemşörler..." olarak tavsif ediliyor. 
Star Gazetesinin "ahlâken oto-narkozlu" tavrının "Büyük Doğu"ya yönelik "taarruz ve taciz" olarak nitelendirildiği yazıda şu sert ifadeler de yer alıyor: "İktidarın Pravda'sı olma imtiyazıyla tekebbürünü sürdüren mahut gazete, devletlûların himayesinde, niyeti şüpheli lejyonerliğini 'Necip Fazıl Ödülleri' konusunda da yalın kılıç sürdürüyor. (...) Bugüne kadar bazıları devletlû emirle bazıları da ahbap çavuş ilişkisiyle oluşturdukları üniformal Jüriden ödül verilenlere kadar hiçbiri Üstad'ın fikir ve dava ahlâkını benimsemeyen, tam aksine O'nu reddeden, O'nu Faşist diye niteleyen, O'na mesafeli olan zevat olması, adeta Üstad'ın fikrî-manemî mirasını aşağılamaya kastetmiş bir ödül kumpasyası ile karşı karşıya olduğumuzu ihsas ediyor. (...) Tek gayeleri, Üstad Necip Fazıl'ın ismini kullanarak, Cumhurbaşkanı'nın nazarlarına muhatap olmak olan Jüri ve ödül verilenlerin hali, bayramlarda zoraki resmî geçit törenlerini andırıyor. Cumhurbaşkanı törene katılmasa hiçbir mana ve kıymet ifade etmeyecek olan ödüller, ne tuhaftır ki, bunca eleştiriye rağmen Cumhurbaşkanı tarafından her yıl tebcil ediliyor (!) Aşikâr ki, ödül töreni de bu geçit resmi için icad edilmiş. Cumhurbaşkanının ödül gecesine katılımlarıyla bir anda salon büyülenmiş gibi kendisine kilitleniyor ve ödüllerin niçin verildiğinin cevabı ortaya çıkmış oluyor."
NFKKSV'nın bildirisinde sürecin hukuki boyuta taşındığı fakat bunun da tıkandığı belirtiliyor. Metinde geçen şu cümle de önemli: "Bizi karşılarına alan mağrur cücelere hatırlatacağımız tek şey, 'Senden büyük Allah var!' ihtarından ibarettir."
Bu hususta fazla söze gerek var mı? Mesele adı geçen gazete ve diğer ilgili kurumlar üzerinden çözüme kavuşturulamıyor. Şu halde çözüm münferit yollardan olacak: Tek tek jüri üyeleri ve ödül verilenlerin mesûliyetleri dikkatle takip edilecek... 



ŞİİR, MİZAH, SİYASET VE STK İLİŞKİLERİ

Son zamanlarda Türkiye Yazarlar Birliği İstanbul Şubesi'nin TYB Genel Merkez'den bağımsız bir görünüm arzeden basın açıklamaları oluyor. Şube Başkanı dostumuz Mahmut Bıyıklı'nın basınla paylaştığı bildirilerde dikkatimizi çeken bazı hususlar oluyor. Bunlardan birkaçına temas etmek istiyorum: 
İlki, Metin Akpınar ile Müjdat Gezen hadisesi üzerine: "TYB İstanbul'na Akpınar ve Gezen'e Kınama" Orada bir yerde şöyle deniliyor: "... Metin Akpınar ve Müjdat Gezen'in yaptığı açıklamalara baktığımızda, bırakın kendilerine yakıştırdıkları 'sanatçı' kavramını, umumi eğlence hatta mizah malzemesi bile olamayacak kadar..." Burada hemen bir tashih yapalım: "yaptığı" yerine "yaptıkları" denilmeliydi. Ayrıca, "... umumi eğlence hatta mizah..." denilmiş. Bu da -kasıtlı yapılmadıysa- bir mantık (sıralama) hatasına delalet eder. Zira "mizah"ın "umumi eğlence"den aşağı bir seviyede gösterilmesi doğru değil. 
TYB İstanbul'un dikkate şayan bir diğer basın bildirisi "CHP'nin Kültür Hizmeti" başlığını taşıyor. Cahit Zarifoğlu ile ilgili yasakçı tavırlar bağlamında kamuoyuyla paylaşılan bu basın duyurusunun giriş cümlelerine şapka çıkartılır: "Fikirlerin yasaklanmasından, yazarların soruşturmaya uğramasından bu ülke ne kazandı? Şairlerin ("şairleri" olacak!) susturdunuz diye şiir mi sustu?"
Bu metinler üzerine belki daha başka şeyler söylemek isteyenler çıkacaktır. Biz tadında bağlayalım...



21 Kasım 2018 Çarşamba

KARŞIYAKA'NIN KAF SİN'İ NASIL TAHRİFATA UĞRADI?


Bir dönem Göztepe'yi tuttum. Altınordulu, Altaylı olduğum yıllar oldu. Bucaspor'u bir kalem geçelim, gönlümün en uzak İzmirlisi Karşıyaka idi ama ona da az biraz gönül verdiğimi hatırlarım.

Onun en sevdiğim yanı, doğruya doğru, Kaf Kaf Kaf, Sin Sin Sin, Kaf Sin Kaf Sin Kaf... şeklindeki tezahüratlar eden şedit dilli taraftarlarının âşıkâne tutumlarıydı...

Benim bir zaafım olabilir, âşıkâne hallere bayılırım. Kültür, sanat, edebiyat, hele hele şiirle yatıp kalkışım da bu yüzden. Bu türleri kapsayan adreslerden gelen bir el, verilen bir selam, yapılan bir davet, beni icap etmeye zorlar.

Böyle oldu, bir kültür kurulu için davet ettiler, zafiyet gösterdim, gittim. Sonra?

Vardığımda oraya Oturum Başkanının nutku ile karşılaştım. Başkan kültür ve sanatın öneminden bahsediyor, fakat istendik bir gelişmenin gösterilemediğine dair daha önce yapılan telkinleri tekrar ediyordu. Bu tür tekrarlar ruhuma genellikle sıkıcı gelir. Fakat nedense bu telkinat faslı bende baskı unsuru olarak tezahür etmiyor, tersine bende bir mizah havası estiriyordu. Galiba bu etkinin bir sebebi de Sayın Başkanın dublo gövdesiydi. 

Bu gövdeden sadır olacak kültürel ve sanatsal metaforu hayal etmeye başladım. Ağır aksak bir ritimle kör topal bir veçhe kesecekti önümüzü Allah bilir!

Nasıl olduysa kendimi o vehçeyle karşı karşıya buldum. Hayal ülkesinin sınırları yoktur, malum. Dalıp gitmişim. Ne kadar sürdü bu dalgalı deniz seyahatim bilmiyorum, kendime geldiğimde grubun üyeleri arasında alengirli bir muhabbetin hüküm sürdüğünü farkettim. Şu cümleler benim hayal ile meyal arasında fark ettiklerimden seçilmiştir:

- Adli sicil belgesi isteyelim bize müracaat eden sanatçılardan!
- Aman zararlı unsurlar bulunmasın seçtiğimiz materyallerde, ince eleyelim aman!
- Materyal sahiplerinin geçmişini didik didik edelim, zararlı unsurlara geçit vermeyelim!
- Sabıka kaydı getirsinler, söyleyelim!

Böyle bir sersemleme anında, nasıl oldu bilmiyorum, aklıma gelen şu oldu: "Karşıyaka'nın Kaf Sin'ini ne zaman yapı bozumuna uğradı?" Tabii kendi kendimi cevaplayamadım. Çaresizlik içinde durdum, güleyim dedim, ağladım!

Memleket kültür sanat çalışmaları için düzenlenmiş olan açık hava toplantısını, gökten ince ince yağan yağmur eşliğinde terkettim...

Bursa, 1 Ekim 2017