17 Temmuz 2004 Cumartesi günü yaz tatilimi geçirmekte olduğum köyümden erken yola çıkıp yaklaşık 35 km’lik bir mesafede olan Dursenbey’e doğru yola çıktım. Suçıktı’ya vardığımda ortalıkta pek kimse yoktu. Bir motosikletli hemşehrim beni ilçe merkezine götürdü. Belediye’ye gidip Başkan Mehmet Ruhi Yılmaz ile görüştüm. Şölenle ilgili yoğun bir mesai içinde olduğunu görünce, bazı işleri yapmayı üzerime aldım. Katılımcı şairlerin biyografilerini hazırlamak gibi…
Gün boyu bu işle uğraştım. Şair arkadaşlardan güncel biyografilerini alabilmek için yoğun mesai harcadım. Tabii bir standardı da oluşturmak, şölen sırasında sunucunun işini kolaylaştırmak gerekiyordu. Sanırım başarılı oldum. Bu arada birkaç defa ilçe merkezi ile Suçıktı arasında motosiklet yolculuğu yaptım.
Suçıktı Şiir Akşamları’nın 11’incisi gerçekleştiriliyordu. On yıllık gelenek nitelikli bir birikim oluşturmuştu. Suçıktı adı Dursunbey’in önüne geçmeye, şölenin şöhreti ulusal sınırları aşmaya başlamıştı. Dursunbey halkı için renkli bir süreçti şölen. Şairler, özellikle büyük kentlerden katılanlar için cazip bir etkinlik olmuştu. Sadece şairliklerini sergilemek bahsinde değil, bununla birlikte su ve yeşillikle yoğrulmuş bir coğrafyada iki günlüğüne de olsa bir taşra havası alıyorlardı. Halkı ve şairleri bir yana bırakalım, nihayetinde şiir şölenin merkezinde onlar yer alıyor, siyasilere bakalım. Öyle ya, birkaç yıldır siyasetçiler arasında da revaçta Suçıktı Şiir Akşamları. Başta son seçimlerde milletvekili seçilen şairler “milletvekili şair” unvanı ile bir yarışın içine girdiler Suçıktı’da görünmek için. Nitekim geçen yıl (2003) Suçıktı Şiir Akşamları’nın kurucusu M. Atilla Maraş, önceki yıllarda şölenin sunuculuğunu yapan Recep Garip ile birlikte şairlikleri pek tebarüz etmeyen Ali Osman Sali ve Faruk Anbarcıoğlu “milletvekili şair” olarak şiirlerini okumuşlardı. Bunlara Yunus, Akif ve Necip Fazıl’dan şiirler okuyarak dahil olan edebiyat öğretmeni milletvekili Ali Aydınlıoğlu ile edebiyat çevrelerine yakınlığı bulunan milletvekilleri Mustafa Ünaldı ve Mehmet Ali Bulut da eklenirse geçen yıl bağlamında Suçıktı Şiir Akşamlarının siyasetçi talep eğrisi ortaya çıkar.
Sözü bir yıl beriye, bu yılın şölenine getirelim. Siyasetçi ilgisinin artarak devam ettiğini görelim. Fakat bundan önce öğlen saatlerinde yaşanan bir enstantaneye dikkat kesilelim.
Malum, geleneksel olarak şölenin ilk günü öğlen saatlerinde Kur’an okunur, Suçıktı’da bulunanlara pilav dağıtılır, Dursunbey yöresi halk oyunları sergilenir, barana ekibi çalar söyler.
Bu etkinliklerin bir aşaması olan pilav ikramı sırasında, şairlerin sohbet etmekte olduğu “Protokol” yazılı masaların olduğu alan bir an alabora olur. Bir grup koruma görevlisi gelmiş, “Burası protokole ayrıldı, kalkın!” diyerek şairleri oradan çıkarmaya yeltenmiştir. Şairlerden gelen birkaç küçük itiraz muhatapları olan silahlı güç unsurlarının bir takım tartaklama girişimleri karşısında geri çekilmek zorunda kalmıştır.
Bu konuyu şölenin gazeteci davetlilerinden Ahmet Süreyya Durna 22 Temmuz 2004 tarihli Vakit gazetesindeki “Suçıktı’da Zıpır Şair Tartışması Çıktı” başlıklı yazısının “Şairlerin Siyasileri Boykotu” ara başlığı altında şöyle anlatır:
“Pilav ikramı esnasında şairler, siyasilerin oturdukları masalardan kaldırılınca protokol krizi yaşandı. Şairler; ‘Biz bunlara mecliste yeteri kadar meşin koltuklarla, masalar ikram eyledik. Müsaade etsinler de buralara biz oturalım. Veya halan milletvekilleri halkla iç içe oturur. Aynı şeyin nesi?’ diye, tepki gösterdiler ve topluca masaları terk ettiler.”
Durna, şairleri koruyarak anlatıyor olayı. Onları, söyleyeni belli olmayan ortalamanın altında bir muhalefet cümlesi ile koruyor. Gerçi bir bakıma haklı, çünkü güçlü bir itiraz sesi yükselmedi şairlerden. Dahası konu öyle ortak tepki çekecek nitelikte bir müzakere konusu da olmadı. Deyim yerindeyse taciz sahnesi kol yen hikayesi bağlamında karartıldı. Bunu şu tespitimizle de ispatlayabiliriz. Ahmet Süreyya Durna dışında hiçbir gazeteci, şair, yazar sonraki günlerde bu olayı yazıp çizmedi.
Durna, konu bağlamında protokol erkanını da makuliyet çizgisine taşıyor: “Balıkesir Valisi Atıl ÜZELGÜN olaylara üzüntü duyduğunu ve beraberce oturmanın sakıncası olmadığını, bunun bir yanlış anlaşılmadan kaynaklandığını belirtti. Tarım ve Köyişleri Bakanı Sami GÜÇLÜ ise; şairlerin masalarını tek tek dolaşarak teskin olmaları yönünde ricada bulundu. Belediye Başkanı M. Ruhi YILMAZ da, şairlerden özür beyanında bulundu. Hava kısmen yumuşasa da, akşam şiir okumak için kürsüye davet edilen şairler; yine de olayın şokuyla ‘Lütfen bunların olduğu yere bizleri çağırmayın. Şiir ayrı, siyaset ayrı şey. SUÇIKTI şiir şölenlerini politik arenaya çevirmeye hiç kimsenin hakkı yok’ dediler.”
Ahmet Süreyya Durna’nın akış sırasını ihlal edip bir genelleme yaparak özetlediği süreci şimdi bir de benden okuyun. Gündüz yaşanan olayı anlatmıştım, akşamdan, şiir şöleninin başladığı andan başlayayım.
Bu tür etkinlikler doğal olarak açış konuşmaları ile başlar. Fakat ne başlama! Sıra davetli şairlerin sunumlarına gelene kadar 10’dan fazla protokol elemanı kürsü aldı. Yani bir bakıma öğleyin yaşanan protokol alanı gaspı şimdi de sahnede sürüyordu. Neyse, protokol konuşmacılarının hepsini saymayacağım, sadece bu bahiste ilginç birkaç sahneye ve aktörlerine temas edeceğim. Örneğin Suçıktı Şiir Akşamlarının başlatıcısı şair (artık milletvekili Mehmet Atilla Maraş) bir telgrafla katıldı protokole ve meşhur “Aney” şiirinin okunmasını talep etti. Geçtiğimiz yıl etkinliğin sunucusu olan şair (şimdi milletvekili) Recep Garip hakkını protokolde kullandı. Bakan Sami Güçlü, Balıkesir valisi Atıl Üzelgün, milletvekilleri Ali Osman Sali, Turhan Çömez, Faruk Anbarcıoğlu, Ali Aydınlıoğlu protokol konuşmalarında yerlerini alanlar arasındaydı. Az kalsın bir milletvekilinin hanım danışmanı da sahneye çıkacaktı. Bir bahaneyle kürsü kurtarılabildi.(.)
Malum, bu şölenin şairler adına kurumsal temsilini Türkiye Yazarlar Birliği (TYB) yapar. TYB adına konuşma yapmasını, bu arada öğleyin yaşanan protokol krizine dair birkaç cümle söylemesini beklediğimiz şair Mehmet Ragıp Karcı’dan bir çıt çıkmadı.
Neyse ki protokol vaziyetini tamamladıktan sonra sıra şairlere geldi. Soyadına göre alfabetik bir sırayla şairler kürsüye çıkmaya başladı. Şaban Abak, Şeref Akbaba… derken sıra bana gelmişti. Fakat benden önce tekrar milletvekili Turhan Çömez söz alarak, şairlerden şiirlerinin birer nüshasını belediyeye bırakmalarını, bunların kitaplaştırılması bağlamlı birkaç cümle sarfetti. Akabinde kürsüye davet edildim.
Bu ana kadar sabırla bekledim ki benden önce kürsüye çıkan ve bana göre temsil kabiliyetleri daha bilinir olan arkadaşlar yaşanan protokol krizlerine dair iki kelam eder. Bekledim ama bunun boşuna bir bekleyiş olacağını da tahmin etmiş, kendimi buna göre hazırlamıştım. Dursunbeyli bir şair olarak gerekli birkaç cümleyi sarfetmeliydim. Sabahtan beri kendisiyle şölenin seyri bağlamında mesai harcadığım Dursunbey Belediye Başkanı Mehmet Ruhi Yılmaz’dan özür dileyerek başladım söze. Turhan Çömez’in teklifine katılmayacağımı belirttim. Öğleyin şairlere yapılanlardan ötürü Bakan Bey’in korumalarını kınadığımı söyledim. Şiir okumayacağımı, sadece bir dize okuyarak sahneden ineceğimi vurguladım. Güz Klasiği kitabımdaki bir şiirinim son dizesi olan “Bir gök kirlendiyse şok bir şafak doğuralım”ı okudum ve şairlerin arasına geçtim.
Tabi ortalık o saatte karıştı. Bakan Bey’in korumaları etrafımı sardı. Kendilerinden kimin şairlere yönelik tacizde bulunduklarına dair sorular sormaya başladılar. Kendilerinin böyle bir şey yapmadıklarını söylemeye çalıştılar. Birkaç kameraman da o anda oradaydı. Fakat kayıt almalarına izin verilmedi. Bu arada şairlerden Ahmet Veske yanımda vaziyet alarak korumaların püskürtülmesinde önemli rol aldı. Korumalar çevremden dağıldıktan bir süre sonra, bulunduğum yere Bakan Bey geldi. Fakat konuyla ilgili herhangi bir söz açılmadı. Ortamla ve gündemle ilgili genel şeyler konuşuldu.
Bu arada gösterdiğim tepkide failler bağlamında bir yanlışlık yaptığım söylendi. Şairlere öğleyin protokol krizi çıkaran korumaların Bakan korumaları olmadığını, benim zanlı konumuna yanlış kişileri yerleştirdiğimi, olayın negatif aktörlerinin Valilik korumaları olduğunu öğrendim. Şu halde Bakanlık korumalarına karşı bir özür borcum olduğu gibi, Balıkesir Valilik korumalarına, Dursunbey gibi bir sükunet beldesinde halktan ve şairlerden herhangi bir devletliyi korumalarına hacet olmadığını bilmedikleri için sert kınama cümleleri sarfetme hakkım doğuyordu.
Vakit hayli ilerlemişti. Geceyi ilçede değil, köyümde geçirecektim. Bu arada birlikte geldiğimiz köylülerim de geri dönüş saatinin geldiğini haber verdiler.
11. Suçıktı Şiir Akşamları’nın ikinci gününe katılmadım. Onun yerine programa Bursa’dan katılan bir grup arkadaşımı köyümde misafir ettim.