Cevat Akkanat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Cevat Akkanat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Şubat 2025 Cuma

ERDİNÇ OZAN YAZDI: "CEVAT AKKANAT"

Hakkımda yazılan ilk yazı. Erdinç OZAN, 1980'lerde Trabzon Karadeniz Gazetesinde, Kültür Sanat Edebiyat sayfasını hazırlıyordu. Orada "Genç Sanatçılar" başlığı altında sanat hayatının başında olup da belli bir performans gösteren gençlerle ilgili incelemeler kaleme alıyordu. Serinin 7. sanatçısı olarak beni yazmıştı Erdinç Ozan. Kuşkusuz bu yazı 20 yaşında genç bir şair olarak bana büyük güç verdi. Yüreklendirdi. Gelecekle ilgili tasarılarımı daha bir nitelikli kurgulamamı sağladı. Bundandır ki on yıllarca korudum, sakladım.

Zaman içinde elimdeki işbu nüshaya kimi fiziki müdahaleler yapmış gibi görünsem de yazının orijinali matbu olarak kayıtlarda yer alıyor. Şimdi ise bu platformda:

CEVAT AKKANAT

Karesi Kanatlısı takma adıyla da şiirler yazan Cevat Akkanat 1964 yılında Balıkesir'e bağlı Dursunbey ilçesi Işıklar köyünde doğdu. İlk öğrenimini köyünde, orta öğrenimini Bandırma ve Balıkesir'deki çeşitli okullarda okudu. Balıkesir Ticaret Lisesini bitirdikten sonra Dokuz Eylül Üniversitesi Buca Eğitim Fakültesi, Türk Dili ve Edebiyatı bölümünde okumaya başladı. Halen aynı okulda öğrenimini sürdürmeye çalışmaktadır. Sanatsal çalışmalarında toplumcu gerçekçi estetiği kendisi için ir araç olarak seçtiğini bildiren Akkanat, şiir, eleştiri, anlatı türlerinde ürünler vermektedir. İzmir'de çıkan ve yayın yaşamı üç sayı süren "Bireşim" adlı derginin sorumluları arasında bulunan genç arkadaşımız şimdiye değin, Somut, Cumhuriyet gibi gazetelerde, Oluşum, Yamaç, Bireşim, Karadeniz, amatör Sanat, Yeni Çağrı gibi dergilerde çalışmalarını okuyucuya iletebilmiştir. Akkanat'ın son çalışmaları arasında bir roman denemesi ve İkinci Abdülhamit'in diktacı tutumunu yergileriyle ele alan şair Eşref'in şiirlerini yeni bir biçimle söyleme çalışmaları da bulunmaktadır.

Akkanat'ın çalışmalarında toplumcu gerçekçilik ağırlık taşıyor. Kendisi de toplumcu gerçekçilikten yola çıktığını açıkça belirtiyor ozanımız. Belli oranda simgesel anlatımı tercih ediyor. Şiirlerinde estetik bir doku göze çarpıyor. Sanatçının Yeni Çağrı'da "Bütün Canlar Affedilmiştir" adlı güzel bir şiirini okudum. Akkanat, bu şiirinde sermayenin egemenliğini, dargelirlinin (Deyim yerindeyse, ortadirekin) yıkılmışlığını sermaye karşısındaki acımsı halini çarpıcı biçimde, simgesel yaklaşımlarla anlatıyor.

    Saman duvarlar arasında     çelik bileklerle iç içe     yıkıntı bir yerde     -Can pazarı     -Canlar satılık...

Bütün bir ülkedir yıkıntı bir yer denilen. Bu yerin fabrikalarnı, bürolarıdır canpazarı. Sermaye satınalmıştır bükülmez çelik bileğiyle bu yerlerde çalışanı. Canlar satılıktır. Bir dilim ekmek için emeğini ortaya koymuştur canlar. Para, sermaye kavramlarını açıkca kullanmaz ozan. "Çelik bilekler" demeyi uygun görür.

    Yıkılsın saman duvarı     çelikbilek kırılsın     yıkıntı yakılsın     -Emir demiri keser-     Canlara can salınsın...

diyecektir ozan. Ve şiirin sonunda kendisi de şiire girecek, canları satın alacak holdingin alnını karışlayıp bütün canları bağışlayacaktır.

    Hakamlerim dağları deler benim     Bütün canlar affedilmiştir...     Satın alacak holdingin alnını karışlarım     Bütün canlar affedilmiştir...

Akkanat'a ozan olarak geniş ufuklar sağlayacak bir şiirdir bu. Ferek öz gerekse biçim ve estetik açısından kusursuz sayılabilecek bir şiir. 'Hükümlerim dağları deler benim' mısrasındaki 'benim' sözcüğünü gereksiz gördüm yalnızca. Ozan bu şiiri kullanmayabilirdi de.

Cevat Akkanat kendi özgünlüğüyle şiirinin dokusunu örebiliyor, simgesel anlatımı başarabiliyor.

    Şu gönlüm var ya şu gönlüm     çarşaf gökyüzlerini saymaz     örülmüş ölümlerimizi taşımaz     şu gönlüm var ya şu gönlüm     suluboya kargalar çaldı onu                     (Yol Türküleri adlı şiirden)

Akkanat, günümüz Türk şiirini yakından izliiyor ve inceliyor. Çalışmaları hakkında yaptığım araştırma bu kanıya varmama neden oldu. Sanırım Enver Gökçe'den hayli etkilenmiş. Senlerle adlı şiirinde bunun izlerine rastlıyoruz.

    SENLERLE

    Yaldızlanan     Yaşamımız     Dölümüze

    Dölümüz         Kıvamında dövülen     Demir     Utkulara

    Bağıl bağıl     Çoğul çoğul

    Direnç

    Direnç     Gitmek     Yarına     Senlerle

    Senlerle.

Akkanat'ın dili kullanma konusunda fazlaca eksiğine rastlamadım. Ancak, kendisine şunları söylemeden yazıyı bitirmek istemiyorum. Ozan kullandığı dili simgesel ölçüde iyi hem de çok iyi bilmek zorundadır. Ana diline sıfatlarıyla, zamirleriyle, eylemleriyle egemen olamayan kişinin iyi şiir yazamayacağı ortadadır. Öyleyse şiiri başarmanın bir yolu da dilbilimci olmaktan geçer. Diplomalı dililimci olmaktan sözetmiyorum elbet. Simgesel anlatımı başarabilmek için anadili araştırmak gerektiğini kastediyorum. Tüm özellikleriyle sile sahip olmak eğer dilbilimci olmayı gerektiriyorsa öyle olmak gerek. Dile egemen olmanın ardından anlatım gelir. anlatımsa kişisel özellik taşır. Yani her sanatçının anlatımı başkadır. Bir sanatçının anlatımı bir başkasını çağrıştırıyorsa başarısızlık söz konusu olur. Sanatçı anlatımını kişiselleştirdiğindeyse şiirinde belli bir biçim ortaya çıkar.

Akkanat'ın izlediğim çalışmalarında özgünlüğünü kurma yolunda olduğunu gördüm. Yeter ki yolun yarısında pes etmesin. Çalışmalarını sıklaştırır, yılmadan uğraş verirse özgün bir sanatçı olarak Türk şiirinde adı geçecektir.



14 Kasım 2019 Perşembe

NECİP FAZIL’A GÖRE NÂZIM HİKMET NİÇİN İNTİHAR ETMELİYDİ?

Polemik, edebiyatın olmazsa olmazlarındandır. Edebiyat tarihinin bağrında polemikleriyle meşhur olmuş pek çok edebiyatçıyı barındırır. Biz, bir zamanlar yapılmış bu polemikleri zaman zaman hatırlayarak onlardan yeni dersler, mesajlar çıkarırız. Tabii, aralarında kuvvetli söz düellosu geçen şahsiyetleri de bu vesileyle yâd etmiş oluruz.
Sadece sağlıklarında değil, mücadelelerini öldükten sonraki yıllarda da sürdüren şairler, yazarlar vardır. Üstad Necip Fazıl Kısakürek ile Nâzım Hikmet Ran’ın polemikleri bu cinstendir. Bugün hâlâ sürer onların çatışması. Diğer bir ifade ile takipçileri sürdürür…
Bu hayli ‘bereketli’ polemiğe katkı sağlamak amacıyla, Necip Fazıl’ın Nâzım Hikmet’le ilgili bazı cümlelerini gündeme taşımak ve ardından bir tespit yapmak istiyoruz. Bu güncelleştirme, aynı zamanda bize üstadın ne kadar karşı konulmaz bir polemik ustası olduğunu da gösterecektir.
Kaynağımız Adnan Binyazar’ın yenilerde çıkan “Edebiyatın Dar Yolu” adlı ‘eleştirel deneme’ kitabı. Binyazar da Hareket dergisinin 1929’daki bir nüshası ile Hilmi Yücebaş’ın 1967’de yayımlanan “Nâzım Hikmet Türk Basınında” kitabını kaynak göstermiş.
Bu kaynaklandırmadan sonra Necip Fazıl’ın “Rusya’dan dönen Nâzım Hikmet” hakkında söylediklerini aktaralım:
“Rusya’dan dönen Nâzım’ın eskisiyle hiçbir benzerliği kalmamıştı. Küçük bir kurcalamada hemen bönlüğü meydana çıkan eski yarı ahmak tip, şimdi üstüne bir açıkgözlük (zekâ değil) ve küstahlık galvanizi çekilmiş olarak Moskova ‘Dar-üs-sınâa’sı mamulü halinde ortaya dikilmiş bulunuyordu. Dikkatli bir göz, yarım milimetre bir galvaniz tabakası altında yatan bu ahmağı hemen tanıyabilirdi. Fakat hali ve edası, tonu ve şivesi, herkese bir dehâ çapında görünüyordu.”
Adnan Binyazar hem yukarıdaki ifadeleri hem de şunları Necip Fazıl’a yakıştıramıyor; olabilir:
“Şiirini Komünist İhtilâlinin büyük şairi Mayakovski’den devşirmişti. Muhtevada sadece Mayakovski, şekilde yine onun yoluyla Kübist’lere ve Dada’lara çalan bir eda… Hem muhteva, hem de şekil bakımından ustasına tâbi bir şiir hüviyeti…”
Malum, bir sanatçının bir başka sanatçıyı bu denli takip etmesi kendi sanatının intiharı anlamına gelir. İyi de, Necip Fazıl bu sanat intiharından bahsetmiyor. Şu bildiğimiz, kişinin bizzat kendisini bu dünyadan defetmesi olayını dile getiriyor.
Öyle ya, “ustası” Mayakovski 37 yaşında intihar etmiştir. İşte bunu anıştırır Necip Fazıl ve şöyle der: “Böyleyken, her taklitçi gibi, tâbiliğini köke kadar götürememiş; ve sonunda kanlı bir nefs muhasebesine düşüp Komünizma İnkılâbına inanmadığı için beynine bir kurşun sıkarak ölen ustasının arkasından gidememişti. O derece sadık ve namuslu olamamıştı.”
Bugün, aradan geçen bunca yıldan sonra bu polemik cümlelerini, biraz da Adnan Binyazar’ın –görüşlerine katılmadığımız sebeplere bağlı- güncelleştirmesinden güç alarak, gündeme taşıyorsak bir sebebi var: Nâzım’ı dillerine pelesenk edenlerin içine düştükleri intihar halleri. Fikirde, sanatta ve fiiliyatta sergiledikleri ölü haller.

(6 Kasım 2008, Milli Gazete)

10 Ocak 2019 Perşembe

BABA BU KİTAP SANA-ANTOLOJİ-PDF



İNDİRMEK İÇİN TIKLAYINIZ


KİTAP HAKINDA

Şiirimizde "baba"nın yeri nedir?

El-cevap: Baba, şiirimizin gözbebeğidir.

Şairler, üstünkörü yargıları boşa çıkaran kişiler olarak, "Şiirimizde baba teması fazla işlenmemiştir." diyenleri bir kez daha yanıltıp sükut ile başbaşa bırakmışlardır. Artık bunu ispatlayacak bir çalışmayı elimizde tutuyoruz.

Cevat Akkanat’ın hazırlayıp Eskişehir Odunpazarı Belediyesi Kültür Yayınları’nın bastığı Baba Bu Kitap Sana adlı "İnceleme-Antoloji"de de kolaylıkla görüleceği gibi, baba teması, şiirimizin önde gelen temalarındandır. İsterseniz kitaba bir göz atalım:

Cevat Akkanat kitabın önsözünde çalışmanın hazırlanışı hakkında da şu bilgiyi vermektedir: "Baba Bu Kitap Sana uzun okuma, araştırma ve incelemeler sonucu hazırlanmıştır. Bu çalışmamızda bir önceki yüzyılın çeşitli dönemlerine ait (dolayısıyla çoğu bugün de yaşayan) şairleri, doğum tarihi önceliğine göre dikkatlere sunulmuştur. Bu şairler mümkün olduğu oranda, bütün şiirleri (şiir kitapları) ile incelenmeye çalışılmıştır. Bunda yüzde yüz başarı gösterdiğimiz söylenemeyebilir. Fakat, iyi bir mesafe katettiğimizi iddia edebiliriz. Bununla birlikte, asıl kaynağı tespit edilmeyen ve görülmeyen şiirleri bu çalışmaya almamaya büyük bir özen gösterdik. Bu anlamda temel kaynaklarımız şiir kitapları ve dergiler oldu. Bunların dışında kalan çalışmaları, sözgelimi, bir başka antoloji veya yıllığı temel kaynak kabul etmemeye çalıştık. Bu konudaki titizliğimizi, özellikle baba temalı başka antolojik çalışmalara karşı gösterdik. Dolayısıyla, aşağıda özelliklerine değineceğimiz bir antolojiden herhangi bir metni buraya aktarmadık. Söz konusu antoloji ile burada yer alan ortak metinler ise, ancak bizim 'asıl kaynak' tespitimiz ile çalışmamıza girebilmişlerdir. Yine, internet ortamında yer alan doğruluğu onaylanmamış herhangi bir çalışmayı kitabımıza almadık." 

Bu bilgilere bağlı olarak Cevat Akkanat, kitapta anılan ve yer alan şiirlerin kaynak bilgileri (dipnot ve bibliyografya) ile dikkatlere sunulduğunu, bununsa, uygulanan titizliği göstermek bir yana, başka edebî çalışmalara hizmet etme gayesiyle de bağlantılı olduğunu belirtiyor. "Sözgelimi, baba temasıyla ilgili akademik bir çalışma yapacak edebiyatçılar, aynı temayı deneme türüyle gündeme getirecek yazarlar, vb. malzemeye ulaşma bakımından büyük bir imkâna kavuşmuş olacaklar, böylece belki de daha başarılı eserlere imza atabileceklerdir."

Cevat Akkanat, Baba Bu Kitap Sana'ya Mehmet Akif Ersoy ile başlamış. Şairleri doğum tarihleri öncelikli olarak çalışmaya almış. Böylece, doğumları 1873-1977 yılları arasında olan şairler eserde yer alma imkânı bulmuş. Bu ise 170 şaire ve 200 den fazla şiire tekabül ediyor. Akkanat, esere şiiri alınan şairler hakkında çok kısa da olsa bilgi veriyor. Bu bilgiler doğum (ve ölüm) yeri ve tarihi, şiir kitapları, baba temalı şiirlerinin adları ve kaynakları sırasına göre düzenlenmiş.

Peki, "baba" şiirimizde hangi yan temalarla bağlı olarak yer almaktadır? Kitapta bu konuda da bilgi sunuluyor...

Akkanat, şiirimizde babayla bir arada kullanılan kavramları bireysel ve toplumsal oluşları itibariyle değerlendirerek kitabının önsözünde sıralamış: Baba sevgisi, evlat sevgisi, ölüm, babaya benzeme, oyuncak, baba hasreti, yaşlanma, hastalık, evin direği olma, güzellikler, nasihat, çocuk hasreti, yetimlik, aile reisi oluş, unutkanlık vb. bireysel nitelikli olanlardır. Toplumsal olanlar ise, askerlik, savaş, şehitlik, gazilik, iman, Kur'an-ı Kerim sevgisi, bayram, kültürel miras, bilim, siyasî iktidar (rejim) ile mücadele, hapishane, işsizlik, geçim derdi, sokağa çıkma yasağı, göç, gayrimeşruluk vb. olarak belirtilebilir.

Baba Bu Kitap Sana’nın güzel yönlerinden birisi de, eserin bir de kaynakça ile zenginleştirilmesidir. Akkanat, önsözde kaynakça hakkında şunları söylüyor: "Bu kaynakçada yer alan yayınlar, okuma ve araştırmalarımız sırasında baba temalı metinler bulduğumuz yayınlardan oluşmaktadır. Burada anılan yayınların tamamından çalışmamız için şiir seçmemiş olmakla birlikte, babayla ilgili metinleri içerdiklerinden, önemlidirler."

Eserin sonundaki "Ek"te ise, bazı şairlerimizin babalarıyla ilgili duygu ve düşüncelerini anlatan düzyazıları bulunmakta. Hatıra, günlük, mektup... gibi edebî türlerdeki bu yazılar, Baba Bu Kitap Sana’ya ayrı bir renk katmış...

Kitabın arka kapağına düşülen şu dilek ile yazımızı bitirelim: "Baba, Bu Kitap Sana adlı bu derlemenin, iyi evlatlarla has babalar arasında bir sevgi ve saygı köprüsü oluşturması dileğiyle..."

İNDİRMEK İÇİN TIKLAYINIZ


Cevat AKKANAT'IN DİĞER KİTAPLARI İÇİN TIKLAYINIZ!


7 Ocak 2019 Pazartesi

ABDURRAHMAN ADIYAN YAZDI: "İLHAN BERK'İN HAŞEMASI NEREDE?"




İlhan Berk’in Haşeması’nı okudum. Bu, Cevat Akkanat’ın deneme kitabıdır…

Önce kitabın teknik çerçevesini çizelim. Üç bölümden oluşuyor İlhan Berk’in Haşeması. Birinci bölüm, “Şairin Teşekkür Borcu”nu 12 güzide yazıyla süslemektedir. Kitaba da ad olan ikinci bölümde 17 yazı yer alırken üçüncü bölüm “Baş Üstünde Altı Şair”e ayrılıyor. Son bölüm, isminden de anlaşılacağı gibi 6 yazı yer almıştır.

Cevat Akkanat, ince ince dokuduğu bu çalışmasıyla şiir ve pek çok şair hakkında seçkin bir eser oluşturmuş. Eseri, Okur Kitaplığı Ağustos 2012’de yayımlanmıştır. Kitap, 196 sayfadan müteşekkildir.

Şairin Teşekkür Borcu

Metod açısından Kaplan’ın “Şiir Tahlilleri” adlı yazısını okurken güzel ve sistematik bir yazıyla karşı karşıya olduğunuzu görürsünüz. “Geçtim yine dün eski hazan bahçelerinden” ve “Ahmet Haşim’in ‘Karanfil’i”, doksanlı yıllarda yazılmış. “Ziya Gökalp’ten “Asker ve Şair” hem sosyal içerikli hem de suya sabuna dokunmayanlara; savaş için şiir yazanlarla, savaştan kaçanların irdelendiği bir şiire ve şairlere yapılan bir eleştiriyi gözler önüne serer. Akkanat, “Zarifoğlu’nun “Zarif, Çoban” şiiri”ni Cahit Zarifoğlu’nun biyografisine katkı yapacağını düşünse de, bize evrensel kimliğini hatırlattığı, Hazreti Muhammed’in, o ‘uzak çağrışım’ın aslında ne kadar da içimizde ve içimizden olduğunu müşahede etmemize sebep olmuştur. İş bu denemelerin; emek verilmiş, güzel yazılar olduğunu görüyoruz.

“Şair ve babalarına dair…”de, edebiyatı “anacı” kılmaya çalışan, “şair-i mâderzâd (anadan doğma şair)” sıfatına sığınanlara, övünenlere Cevat Akkanat, geniş bir araştırmayla gözler önüne serdiği, edebiyatımızda baba şiirlerinden güzide örneklerle “babasızlık elbisesi” biçenlere âdeta edebiyata baba elbisesi giydiren terzileri yani şairleri bir bir gözler önüne sermiştir, bu yazısında. Baba Bu Kitap Sana adlı ‘Baba Şiirleri Antolojisi’yle de kanıtladığını hatırlatalım.  

“İkinci Yeni şiirinde türkü tadı” uzunca bir yazı, türkü tadında… İkinci Yeni’nin Halk Edebiyatının damarından beslendiğini örneklerle ortaya seren, okunması elzem olan bu yazıya, doğrusu gıpta ettim. İkinci Yeni, Akkanat’ın hâkim olduğu bir konu. İşte, Sezai Karakoç’un, “Ninni” şiirinin bir dörtlüğü: “Gözün göğün siyahından /Göğsün güneş kadehinden /Yüzüne nur saçmış Kur’an /Desem uyur musun yavrum?” Ülkü Tamer’in, “Ağıt” ve “Üşür Ölüm Bile” şiirleri de Halk Edebiyatından nasiplenmiştir. “Üşür Ölüm Bile” şiirini Zülfi Livaneli yorumlamıştı. Daha nice örneklerle doludur bu yazı... 

İstanbul’u şarkılı bilenlerimiz hayli çok olsa gerek. Yazar, “Türkülerle İstanbul gezintisi” ne çıkarken, türkünün havasına kapılıp gider. Öyle ki Hey hat! İstanbul’un ne çok türküsü varmış, gelin Urumeli türkülerini de İstanbul’a katalım daha da çok olsun. “Ola ki ezber bozarız” sözümüz hâk yerini bulsun, işte bir örnek: “Üsküdar’a gider iken aldı da bir yağmur /Kâtibimin setresi uzun eteği çamur / Kâtip uykudan uyanmış gözleri mahmur” türkünün havasına kapılıp gitmeyiniz, dipnotu (s. 93) okuyunuz.

İlhan Berk’in Haşeması

Yazar, neden Roni gibi düşünüyor ki? Şiir şölenleri, paneller, festivaller kötü mü? Ne güzel dostlarla görüşülüyor, iyi vakit geçiriliyor ve hatta bakıverirsiniz şehrin en elit yerlerine götürür, gezdiriverirler. Neden sıkılıyorsunuz? Dergilerde şiirleriniz, yazılarınız yayımlanır. Ne yani hayatın şiirini, hikâyesini de varsın yazıvermeyin canım! Başı sonu belli olmayan şiirler, daha ilginç değil mi? Olmadı azizim! Hep ayrık gibi duruyorsunuz; aykırısınız! Sonra kalkıp ben “Roni’nin fotoğraftaki duruşuna ekliyorum kendimi; toplu görüntüye girmemek yolunda döndürüyorum dilimi…” diyorsunuz. Sayın Akkanat, “böyle gelmiş böyle gider” dert etmeyin. Hem, “kervan yola koyulunca düzelir” atasözümüz var, öyle değil mi? Kervan da, yol da, yok ya! Hadi neyse… Ben de size katılıyorum.  

Akkanat, “Protokol dürbünü”nden, göndermeler yapar, “ekâbir” takımına; ödünç bir tanımlamayla, “protokol-i şerif”lere.  Buradaki dürbünün yakını uzaklaştıran özelliğine vurgu yaparken, “kale arkası tribünü”nün edebiyatçı için, hele de şair için “millete atılacak haksız golleri geri çevirmek”ten başka ne maksadı olabilir ki? Ama “Yanlış at nasıl kişner?” halktan bir deyimle, “sağır duymaz, yakıştırır” diyelim ya da at kişnemezse acemi süvari bir kişneme yakıştırır. Akkanat’da tam bunu tespit etmiş olmalı ki; Ali Çolak’ın yanlış atı kişnetmeye çalışmasını yanlış atın “kalın çizgi”leriyle bir bir sunmuş. 

“Müsteâra suikast!”a, kişinin ikinci kimliğine vurulan darbe ya da ömür biçme eylemi diyebiliriz. “Bir intihal olayının şerhi” Bilgen Aydın’ın, “Cemal Süreya’da Gelenek ve Folklor” yazısı aslında bir intihal vakıasıdır. Öyle ki Cevat Akkanat, delillerle yazısının aşırıldığını ispat ediyor. Bu tamamen bir kolaycılık; kes, kopyala, azıcık değiştir, yapıştır. Bu bir metot mu diyecektim -ki “metot” kelimesine hakaret olur- olsa olsa bu bir edebiyat hırsızlığı ama gelin bunu da Romen diliyle söyleyelim: ırsızlık olur, a be!

“Bir darbe antolojisi” ve “Darbeci müteşairleri mahkûm ediyoruz!” yazıları ince ironiler içermektedir, mutlaka okunmalı. Şairlerin bir an evvel okuması gerekir ki şiirin zemin kayması bir kez daha gözden geçirilsin. Kitaba genel bir bakış attığımızda, İkinci Yeni şiiri ve şairleri hakkında, yukarıda da değindiğimiz: “İkinci Yeni şiirinde türkü tadı” ve “Türkülerle İstanbul gezintisi” yazılarının yanı sıra, “İkinci Yeni: Statükonun şiiri (mi)”, “Turgut Uyar üzerine iki tez”, “İlhan Berk’in dünyayı terki…” ve “İlhan Berk’in Haşeması” yazılarını görürüz. Kitabın ağır hâkim konusu bununla da kalmaz, İkinci Yeni şairleri üzerine yazılar ve birçok alıntılar görürsünüz. En ilginç olanı ise “İlhan Berk’in Haşeması”dır. “Haşem” kelimesi: (Bir kimseye) Tâbi olanlar, kullar, köleler, maiyet” anlamında yerini alır sözlükte. “Haşema” ise sözlükte yer almamakla beraber lügatimize bir plaj giysisiyle girer. Cevat Akkanat, İlhan Berk’e bir “haşema” yani bir inanç giydirmek derdinde değildir. Zira İlhan Berk’e illâ da Müslümanlık giydirmeye çalışanlara, Akkanat yine İlhan Berk’in, “Uzun Bir Adam” kitabından, “Tanrı Tanımazlığım” başlıklı yazısında; “Her türlü inancı yadsıdım” cümlesini vermekle kalmaz. İlhan Berk, “Güzel Irmak”, kitabında bir başka yazısında şunu da söyler: “Kur’an onca şiir yüküne karşın, korku kitabıdır sanki. Cehennem iki de bir önünüze sürülür. Bağışlamaya da pek yer verilmez” diye itirafta bulunmuş, inancını resmetmiştir. Bir “haşema” giydirmeye gerek var mı? Bakın, görün İlhan Berk’in Haşeması, nere(ler)de imiş!..

Baş Üstünde Altı Şair

Bu bölüm, “Güneşin iskelesi yıkılmadı” yazısıyla açılır. Cahit Yeşilyurt’a yer verir. Daha öncede şair hakkında yazdığını belirtir. Rahmetli Cahit Yeşilyurt’un kitabındaki teknik hatalarından ötürü eleştiri oklarına maruz kalan “Hece Yayınları”dır. Akkanat sorar: “Peki, niçin kişisel sorumlu yok?” Şairin dizelerini başlık yaptığı, “Kelime roketlerini ateşliyor bir ozan” dan, Bahaettin Karakoç’tan, onun şiir sanatından, şair duyarlılığından haberdar eder. “Evimiz İpotekli” şiirini, “Cellâtlar ve Kurbanları”nı yatırır masaya, örnekler sunar. Mücahit Koca’ya, “Barut kokusu bir şiir istiyorum” yazısıyla değinir, onun şiir serüvenini ilk kitabında edindiği üslubu ve şiirinin gayesini yine şairin mısralarıyla verir: “Geçmiş kök salmış /O dalgalı musiki /Yansımalarla gelen atalar sesi /Yeni bir çığlıktır ötelerden ötelerden.” Akkanat, fikrini şöyle belirtiyor: “Demek ki bulunduğu noktayı geleneğe uyarak daha en başta söylemiş şair”. Dilaver Cebeci’nin mısralarıyla, “Yazamadım, yazılmıyor sultanım” Cebeci’nin ebedî hayata yürüyüşünün ardından yazılmış, bir vefa yazısı; tanışmalarına değiniyor, “Bu genç de bir şiirini okusun” demiş, Dilaver Cebeci. Akkanat, “Edebiyat âleminde ilk ve son kez böyle bir iltifatla karşılaşmıştım” diye hayretini belirtirken; dostunu sevgiyle, saygıyla yâd etmeyi de ihmal etmiyor.

“Hüzünlü dört insan omuzu’nun şairi” rahmetli Nazır Akalın’dır. Cevat Akkanat’ın, Nazir Akalın hakkında bundan başka çalışmaları da var. “Onun ‘bedelini’ yaşayarak ödediği şiirleri Gerilla Türküleri kitabındadır” der. Akalın için, “Militanca bir söyleyiş, bir karşı koyuş nidası, tanıklık… Dünyayı algılayışı, hiddeti, munisliği, çalkantısı, anlık vuruşları, geriye çekilişleriyle dinamik bir ses” olduğunu söylerken hakkaniyetli davrandığını görüyor, görüşlerine katılıyoruz. Nazir Akalın’ın, “tank paletleri altında /ezilmezden önce /iyi düşünmeli /müzedeki saygıdeğer baş /ve paralı askerleri” mısralarına katılmamak mümkün mü? Şairin yayınlanmayan edebî çalışmalarının bir listesi de yazıda yerini alıyor ve ilgi bekliyor yayıncılardan.

Cahit Sıtkı Tarancı, “Yaş otuz beş yolun yarısı eder” demişse de, ömrün tamamı olmuş; Hüseyin Alacatlı için. “Hüseyin Alacaklı!” da, bir vefa yazısı öyle ki dostlarının vefa terennümlerini okuyoruz.

Ortadoğu coğrafyasına olan duyarlılığını: “Filistin /dönüşlerim /ay ışığı düşerken yüreğime /sapanım elimde /dağların taşları belimde” ne güzel dillendirmiş... Allah rahmet eylesin.

Kitapta dikkatimi çeken teknik hatalara dokunmadan geçemeyeceğim. Zira Mehmet Akif, “Odun gibi olsun sözüm; hakikat olsun tek” der; bu söz, bize düstur olmalı. Kitabın “içindekiler” sayfasında, 3 bölüm görüyoruz ve her bölümün ayrı ayrı ismi var, yazının ikinci paragrafında da değinmiştik. Fakat hey hat! İlgili bölümlerin her üçü de “I. BÖLÜM” olarak yazılmış. İlginçtir yukarıda “kes-kopyala-yapıştır” kolaycılığının, hatacılığı da beraberinde getirdiğini görmüştük. Efendim, sorunu bildirdik, sorumlu Okur kitaplığı mı, Cevat Akkanat mı? Sahi sorumlu kimdi? Soru, askıda! Bir de kitabın kapak resmiyle ismi ne kadar örtüşüyor? Bu da, bir kolaycılık ve kolaycılığın getirdiği vasatlık olsa gerek!

Cevat Akkanat’ın güzel bir çalışmasıydı, okudum istifade ettim; Rabbim kalbini diri, kalemini daim, ömrünü bereketli kılsın.

05-10 Aralık 2012 /Bursa

6 Ocak 2019 Pazar

SERGÜL VURAL YAZDI: KORKU ISLIĞI



24 yıl saklanmış gençlik şiirleri

Cevat Akkanat'ın, yazıldıktan çeyrek asır sonra yayınlanan Korku Islığı isimli şiir kitabı, zaman, mekân kaygısı taşıyan genç bir yüreğin isyan dolu haykırışı...

Bir çoğumuzun gençlik yıllarında yazdığı şiirler vardır. Kimimiz o şiirleri yırtıp atmışızdır; kimimizse köşe bucak saklarız. Cevat Akkanat yirmi dört yıl saklamış gençlik şiirlerini. Gerçi bunlara gençlik şiiri demek ne kadar doğru olur bilemiyorum. Zira şimdilerde gençlik deyince başında kavak yeli esen bir nesil akla geliyor. Akkanat'ın yaşadığı dönemi yansıtan şiirleri ise isyankâr ruhunun bir esintisi gibi görüyor.

İmge ağırlıklı mısralar çığlık çığlığa koşuyor yıllar öncesinden bugüne. 64 sayfalık gençlik esintisi bir bakıma fikir telakkisi gibi. Zaman, mekân kaygısı taşıyan bir genç yüreğin isyan dolu haykırışı, bu şiirlerde dile geliyor. Kitap, "Tanıklıklar", "Aşklar ve Uçarılıklar" ve "Küffârâne Son-net" başlıkları altında üçe ayrılıyor.

126. Nüsha bana düştü

1997-2005 yılları arasında Likâ edebiyat dergisini çıkaran Cevat Akkanat bu kitabı da Lika Kitaplığı'nın şiir dizisinden 250 adet bastırmış. Korku Islığı'ndan nasibime düşen ise 126. nüshası. Düşünebiliyor musunuz, bir şiir kitabı bastırılacak ve her kitabın kimde olduğunu şairi bir bir bilecek... Bu ince ayrıntı, oldukça kalın yaralara parmak basıyor. Tabi anlayanlara...

Burada insan ister istemez düşünceye dalıyor. Evet, Cevat Akkanat'ın bu kitabını basacak yayınevi mutlaka vardı. Ancak eminim ki Akkanat, genel olarak bakıldığında yayınevlerinin şiir kitaplarına karşı önyargılı baktığını bildiği için bencil davranmak istememiş. Benimkini basan var, diyerek nemelazımcılık yapmamış ve az sayıda bastırdığı Korku Islığı ile hem yayınevlerini, hem de şiir kitabı almayan okurları bir nevi protesto etmiştir.

Bir tedirgin yürüyüş

Farklı gruplar tarafından "Bugün ders yok, haydi evlerinize!" denilerek Erzincan Lisesi'nin kapısından döndürüldüğüm günler geldi aklıma kitabı okurken. Tedirgin yürüdüğüm yollarda kavgalar azalmıyor, olayların ardı arkası kesilmiyordu. Aynı yılın çocukları olduğumuzdan olsa gerek, o dönemleri olayların içine girmesem de yaşamış olmanın gerginliği, şiirleri okurken de üzerime yansıdı.

Yaşadıklarıyla tökezleyip düşmeden umutla yoluna devam eden, nefret duygusundan âzâde, sevgiyle nefes almayı bilen bir gencin sesini duyuyorsunuz bu kitabın satırlarında. Özgür düşünceden ödün vermeyen, hayata aldığı tavrı kendi lisanınca şiirlerine işleyen bıyığı yeni terleyen bir gencin irkilen yüreğinin serzenişini de... Korkunun inadına cesareti, yenilmenin inadına kazanmayı, kaybetmenin inadına savaşarak zafer kazanmayı hedefleyen bir cengâverin kendi kendisiyle yaptığı bir muhtıra gibi bu kitap.

İdealist bir yaklaşımla yaşamayı düstur edinen 80'li yılların gençliğinin, yıllar sonra hâlâ var olduğunu görmek isteyenler, haksız yere verilen emirlere itaat etmeyi sevmeyenler, doğrunun karşısında eğilmeyenler ve zulmün karşısında susmayanlar için mısra aralarında çok giz var. Keşfe hazırsanız Korku Islığı sizleri bekliyor. Tabi nüshası kaldıysa...

(Bu yazı ilk kez Şiir Vakti Dergisi'nin 1. Sayısı [Yaz 2012], 72-74. sayfalarında yayımlanmıştır.) 

5 Ocak 2019 Cumartesi

MUSTAFA CELEP YAZDI: "EGEMENLERDİR YUHALANAN!"



Cevat Akkanat’ın Korku Islığı kitabıyla 70’lerin ikliminde dolaşıyoruz..

60’larda Modern Türk Şiiri, İkinci Yeni’nin ethos damarıyla beslenirken 70’ler direnç yüklü şiirlerle taçlandı. 80’lerde, kuşağın klişe tabiriyle söylersek Türk Şiiri yerini süslemeciliğe dayalı, imge yüklü şiirlere bıraktı. 80’lerde şiirin merkezini imgesel kavrayış oluşturuyor, buysa sözü fazlasıyla boğuyor, flu bir görüntü bırakıyordu geride. 80’lerden bu güne Ahmet Güntan, Osman Konuk gibi şairler kaldıysa şiirsel sözü netlikle ifade edişlerinden dolayıdır.

Slogan şiirleri

Şiir slogan ve propagandayla yüklüdür. Yoksulluğu savunuyor, halkın yanında yer alıyor ve kavganın göbeğinden sesleniyorsanız şiir slogandır zaten. Slogandaki donukluğun giderilmesi, şiir birimlerindeki klişenin yumuşatılmasına ve kırılmasına bağlıdır.

Bunları Cevat Akkanat’ın 80’lerde yazdığı ilk gençlik verimlerinden oluşan toplamı Korku Islığı başlıklı korkunç çığlıksı kitabını okurken yeniden düşündüm. Korku Islığı’nda şiir, bir çığlık biçiminde gelişiyor, demirden mısralarla örülüyor. Şiirsel öfke, kederi ve yılgınlığı ve üzülüyor olmayı yırtıp atan bir tavra sahip. ‘Suskunluklarda’ şiirinin 4. bölümünde ‘milyarlarla ölçüyorum kanımın/ damarlarımdaki enginliğini’ mısraı dolu ve cesarete dayalı bir söyleyişin bir örneği şeklinde okunabilir.

Egemenlere sıkı bir yuh!

Korku Islığı’nda güç veren, güç katan şiirler mevcut. Islığın, ıslıklamanın kaynağının ‘korku’ olmadığını düşünüyorum. Egemenlerdir yuhalanan, muktedirlerdir. Yasaklarla ve kısıtlamalarla sınırlanmış genç bir şairin umuduna ve hayata tutunuş biçimlerine tanıklık edebilirsiniz bu kitapta. Direniş, dinamizm katmış şiirine Akkanat’ın. Bu yönüyle 70’lerden bir ada görünümünde kitap. Hem şiirsel atmosfer hem de söyleniş biçimi bakımından. ‘kapitalist lokantalar kulübü’ne karşı ‘soğan doğrayıcılığı’ yapacak kadar halkın içinden konuşan bir özne var kitapta. Muktedirlere ve zalimlere karşı, ezilenlerin ve mazlumların yanında...

Yeni ayırdına vardığım bir gerçek de Akkanat’ın bu toplamda korkunç cesaret yüklü oluşu.’Yürüyorum işte, kollarım omuzlarda/omuzlarımda kollar’ diyecek kadar kendine ve yoldaşlarına güveniyor. İyimser ve yarına inancı tam. Hayatın yangınından geçmiş. Umut yüklü. ‘Kül’ü değil, ‘alev’i seçmiş, dizginsiz alevi. Sesinin yüksek oluşu bundan. Sadece ‘aykırı şiirler’den teşekkül etmiyor Korku Islığı, tanıklıklarla ilerleyen, uçarılıklarla ve aşkla beslenip ‘inşaat işçileri’nde konaklayan, coşkunun göverten şiirleri diyebiliriz rahatlıkla.

Korku Islığı’nı okuyun derim, daha yeni gerçeklerin ayırdına varacaksınız.

Mustafa Celep, yazdı.

(Kaynak: https://www.dunyabizim.com/kitap/egemenlerdir-yuhalanan-h8689.html)