Tan Tan Traska etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Tan Tan Traska etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Ekim 2019 Pazartesi

AĞAÇ DALINDAN ATLARIM VARDI

İçine doğduğum coğrafya şenlikler eviydi: Engebeli arazileri, çevresini kuşatan tepeleri ve dağları, o tepelerin ve dağların koyu yeşilden al pembeye onlarca, yüzlerce renge hayat veren küçük yahut büyük boy ağaçları: Çalılıklar, ormanlıklar; çam ağaçları, gürgenler, palamutlar… Bunlar benim ağaçlarımdı…
Ağaçlarla yaşadım çocukluğumu, onlardan arkadaşlarım oldu;  bazılarıyla senli benli konuştum, bir kısmına sırlarımı emanet ettim. Gölgelerinde uyudum kimisinin; kimisinin tepelerine çıktım, türküler tutturdum… Kaybolup ormanların içinde, derinliklerine girip gittim. Korku ıslıkları çaldım, ürperdim…
Beni bir palamut ağacı doğurdu dersem yanlış olmaz. Bir çamın zirvesinde ilk şiirlerimi terennüm ettim dersem de.
Bu dediklerim bir hayal oyunu değil, bir hakikat: Resmi vesikalardaki doğum tarihim zemheriden bir kış gününü gösterse de,  beşiğim, beşiğimin asıldığı tavan, emeklediğim zemin, yürütecim, ilk oyuncaklarım, son oyuncaklarım, bütün oyuncaklarım ağaçtandı.
Ağaç dalından atlarım vardı, onlarla ilgili hatıralarımı şöyle yadetmiştim:

bu burak'tır deyü sopayı
at yaptı çocuk ve güldü

bütün bir toprak
canhıraş
serildi ayaklar altına güldü

bir bulut
gökten dirilten
yağmur sarkıtıp güldü

okşandı çocuk ve güldü

kırbaçladı atını çocuk güldü
burak ve çocuk ikisi bir güldü

Hayatımın ilkbaharını yazını yaşarken götürüldüğüm tarlalarda beşiğim onların gövdesindeki dallara asıldı. Onların yeşil yapraklarının altında onların hışırtılı ninnileriyle uyudum.
Ağaçlarla hasbihalim sürdükçe sürdü. Büyüdükçe yeni maceralar gelişti onlarla aramızda. Bir vesileyle iş, güç, enerji kaybı yaşadığımız uzun yaz günlerinin öğlen saatlerini onların gölgesinde toprağa uzanarak bertaraf ederdik.  Sevinçli yahut hüzünlü hallerimde onlara sığındığımı biliyorum: Kaç defa, onların bürünüp bünyelerine şiirler mırıldandım, şarkılar okudum.
Tan Tan Traska oynadım, ormanlarda. Sonra oturup şiirleştirdim oyunumu:
“İki ayrı gruba ayrılırdı biz çocuklar.  Günah Arası dediğimiz bir merada kara peynar ormanları vardı. Köyümüzün hemen dibinde. Kaçar, gizlenirdi gruplardan birisi. Diğer grupsa ebeler topluluğu olurdu. Arardık birimiz, birimiz aranırdık. Arama uzadıkça canları sıkılırdı arayanlar grubunun. Bıkılır, usanılırdı.  Umutsuzluğa düşülen anlar gelirdi.  İpucu istenir ve bağırılırdı:  ‘Tan tan traska veeeeeer!’ O güzelim orman denizinin içinden gelir miydi bir ses, bir nefes? Diyelim ki gelirdi:  ‘Tan tan traskaaaaaa!’...”
Ağaçlardan arkadaşlarım oldu demiştim, yanlış söylemişim: Ağaçlardan sırdaşım oldu. Mesela ilk efkârımı onlardan birisinin kabuğuyla doyurdum. Ardıç kabuğunu sarıp kağıda bir güzel tüttürmüştüm!
Ardıç sadece kabuğuyla değil, tohumuyla da oyun arkadaşımızdı. Ve Çitlek, yani Erguvan… Onlarca ağaç meyvesiyle hangi oyunlarda nasıl keyifler içindeydik, şimdi bilen kaldı mı?
 Sadece oyunlar, oyuncaklar değil. Aldığımız bayramlıklar, düğün ve derneklerimizde takılan hediyelikler de ağaçların elindendi. Mesela, bana sonradan anlatıldığına göre, sünnetimde sus payı olarak sunulan hediyelik ikramlar arasında badem, ceviz, alıç, incir, elma ve ayva kurusu gibi şeyler varmış. Ben hatırlamıyorum tabii ki. Nereden hatırlayacağım, hayli küçükmüşüm. Lakin ben gene de şiirimde yer verdim sünnet şölenime! Arayan edebiyat araştırmacısı, olur ya, ihtimaldir, bulur!

12 Nisan 2019 Cuma

ERDAL NOYAN YAZDI: “BURADAYIM DİYOR AKKANAT…”

Cevat Akkanat, şiir yazan ve şiir üzerine kafa yoran bir edebiyatçı.

Gelenek ve İkinci Yeni, Şiirin Şiddeti, Şiirin İpek Sesi hemen usuma gelenler.

Şiirin İpek Sesi üzerinde durmak isterim.

Belleğim yanıltmıyorsa, Akkanat’ı oradaki yazılarıyla tanımıştım. 1994 yılının Mart ayında yayımlanmaya başlayan Kırağı Şiir Dergisi’nde yayımlanıyorlardı ve ilgi görüyorlardı.

Asıl değineceğim ise ilk kez 2002 yılında basılan kitabı Tan Tan Traska!

Tan Tan Traska’daki şiirlerde dize dizilişi bakımından Rus şair Vladimir Mayakovski söyleyişi gördüm. Bir de Nazım Hikmet.

İlgi uyandıran bir ad. Sanıyorum ki taşıdığı anlamı az kişi biliyordur. Ben de bilmiyordum.

Kitabın girişindeki bilgiden öğrendim.

Saklambaç oyununa benzer bir oyun. Saklanan ve aranan. İkiye ayrılan çocuk topluluğundan biri saklanır, diğer topluluğun bireyleri onları ararmışlar.

Adının anlamını öğrenince çocuk duyarlığıyla yazılmış şiirlerle karşılaşacağı sanısına kapılabilir insan.

Öyle değil.

“Ben buradayım!” diyor Şair şiirleriyle. İlk kez söylemiyor bunu.

1997 yılında Kara Oyun’la, 1998 yılında Güz Klasiği’yle, 2000 yılında Sen Bir Sevda Ağacısın Türküler Büyütür Yüzün adlı şiir kitaplarıyla dillendirmişti varlığını.

Varlığını belli etmek, yerini belli etmek; bulunmayı, görülmeyi, söylemeyi istemek demek oluyor.

Saklanmak, gözükmemek güvenli ancak sıkıcı. Güven içindeliği merkeze oturtanlar öyle ortalığa haykıran birini yadırgarlar kuşkusuz: “biliyorum/ aklınız almıyor/ aklınızın ermediği işleri yapan/ bir şaşkınım ben”.

Kendini bir şeye, bir kişiye, bir topluluğa sorgusuz adayanlara gıpta edesim gelir bazen. Rahattırlar. Onlar için düşünen karar veren biri ya da birlileri var! Kafalarını karıştıracak şeylerden uzak dururlar! Akkanat gibi kıvranmazlar: “inançsız bir ben/ karşınızda/ inançsız her şeyinize”.

Tamam ama ya yanılıyorlarsa, ya yanlıştalarsa, ya kullanıyor, kullandırıyor ve kullanılıyorlarsa! Vay o bağlının hâline…

Boş ver öyle rahatı. Rahatsızlık iyidir öylesinden.

Şair zaten hoşnut kendi durumundan; “mutsuz/ olan sizlersiniz” diyor, “bungun ve umarsız/ sizsiniz elbet”.

Sağ sol fark etmez, birey koşulsuz park etmez…

Bu yazının alıntılandığı kaynak için tıklayınız.



18 Mart 2019 Pazartesi

TARIK EŞREF YAZDI: “KORKUNUN ISLIĞI, YARİ OLUR YALNIZIN”

Cevat Akkanat, 13 Eylül 2012 tarihli Milli Gazete’de yayımlanan yazısında “görünmez gibi görünen bir kovalamaca başladı ve söndü ışıklar/sırıtan suratların yankesici kalleşliği/bir de aynalar: laf olsun diye ve milimi milimine hesaplı aynalarınki:/bir sigara içimlik/oyuna çeşni katıyor anladığınız Soruyorsunuz/eskir mi hayat?/diyalektik tersine çevrilebilir mi?” diyor. Ele alacağımız kitap Korku Islığı.

Akkanat bu kitabı için: “Çocukluğumda gecenin zifiri karanlığından korktuğumu fark eden babamın, ‘Besmele çek, yürü karanlığın içine; ıslık çal bir de!’ şeklindeki telkinine telmihtir. Fakat ‘karanlık’ artık o karanlık değildir.’’ Evet bu iki alıntıdan da çıkarabileceğimizi bir öz var o da Cevat Akkanat’ın sağlam temellerden doğduğudur. Sırıtan suratların yankesiciliğine, aldatıcılığına laf olsun diye değil gerçekleri oluruna uydurmak amacıyla sağlam girişimleri var şairin. Korku Islığı’ndan öğrendiğimize göre Kara Oyun, Güz Klasiği, Sen Bir Sevda Ağacısın Türküler Büyütür Yüzün, Tan Tan Traska, Hüzn ü Aşk adlı şiir kitapları bulunan şairin, edebiyatın diğer alanlarında da çalışmaları bulunuyor. 1987 yılında tamamlanan bu kitap yayımlanmak için 2011 yılını beklemiş görünüyor. 1997 – 2005 yılları arasında yayıma hazırladığı Likâ edebiyat dergisi, şairin işin merkezinde, sıkıntısını çeken bir isim olduğunu gösteriyor.

Korku Islığı öncelikle güzel bir isim. Kitap üç bölüm halinde otuz dokuz şiirden oluşuyor. Şiirlerin seksen yedi yılından önce yazıldığını belirten şaire bakacak olursak, yirmili yaşlarının başında yazılan bu şiirler fark edilmeyi hak eden metinler olarak duruyor. Samuel R. Levin “şiirin normal konuşmadan, başka bakımların yanı sıra, dili kullanma yolu bakımından da ayrılık gösterdiğini” ve bunun da şairin şiir yazarkenki seçiminde belirdiğini soyler.* Korku Islığı’nda da bir şairin ilk şiirlerindeki konuşmaya, etkili anlatıma dönük bu seçimini görmek mümkün. Örnekleyecek olursak:

“tuza da direnir keskinleşmiş yaramız / üzgünlüğün sürsün bırak başını”

Yadsımalarda şiirinden


“yürüyorum işte, kollarım omuzlarda/ omuzlarımda kollar”

Yol-a-daşım şiirinden


“bu resmi kanı/çocuk, iyi tanı”

Zamansızlıklarda şiirinden


“şimdi bir/ dalgalara binmek gelir içimden”

Büyüyünce Söyleyeceğimiz Şiirler İçin Şimdiden Bir Katkıdır şiirinden


“inanıyorum sesin güleçtir ve işte kanatlarımız”

Korku Islığı-1 şiirinden

Bu sağlam ve iz bırakan ya da sesini bulma çabasında epey yol kat eden mısralara gösterilebilecek örnekler çoğaltılabilir ki şair üretkenliğiyle şu zaman da kendine açtığı yoldan ilerlemeyi bilmiştir. Cevat Akkanat şiirinin dününe vakıf olmak isteyenler için Korku Islığı güzel bir kaynak olacaktır. Akkanat şiirinin zaman içinde nasıl bir değişim gösterdiğini bilemiyorum fakat aslen ilk olan bu son kitabında verilen veyahut verilmek istenen mücadele yalın haliyle şiirde işlenir. Şiirde bir inat olduğu kadar bu savaşımın ne üzerine olduğu da görülür.

“açlığımla damıttığım/kitaplarım/kağıttan sabun yapmak/olanaksızsa/da/açlığıma katık yaptığım kitaplarım yakılıyor”

Suskunluklarda şiirinden

“çoğaltılıyor güvenlik memurları:/liseyi başarıyla bitiren yoksulluklar/ekmek parası/ama olsun ama ve illa ter ve inat”

Suskunluklarda şiirinden

“alabilmeliyim ipince ipleri boynuma/ gerektiğinde kurşunlanmalıyım / taş çıkartmalıyım ustalıkla…”

Ustalık şiirinden

Günümüzün şiiri dedikodu malzemesi yapılan, aşağılanan, anlaşılmayan, yalnız bırakılan, boş görülen, bel altı vurma amacıyla kullanılan sorunlu bir yapıda görülüyor. Bunu birçok şekilde gördüm. Şiir sağlam inançları, olması gerekenleri ve olanları ele aldığı müddetçe yanlı bulur. Aşağılık kompleksinin bir getirisi olan ve çoğunu da söylemeyi ar saydığım hastalıklı yapılar elbet kağıt israfı olarak kalacaktır. İşte tam da bu noktada Korku Islığı okunabilir bir kitap özelliğini taşıyor. Ne yazık ki ikiyüz elli adet basılan kitap çoğu okura ulaşma fırsatı bulamayacaktır. Bunun gibi birçok kitap da aynı kaderi paylaşıyor. Önemli olan şiirin sayfalara dökülüp bir kez elden çıkmasıdır. Değindiğimiz bu konu hakkında şair Belki İleride adlı şiirinde şöyle diyor:

“benim şiir yazdığımı duyan/dostlar/fotoğraf çektirmek istiyorlar/benimle/belki, ileride hapishaneye düşer de/ünlü birisi olurum diye”

Şiiri hakkında en güzel yargıyı, şiir düşüncesini, amacını yine şairin sözleriyle anlamak daha olasıdır. Suskunluklarda şiirinde şair:

“şiirlerimde
coşkusu sevincin
acının ve kanın rengi
terin onuru
aşkın ve direnmenin
gururu olacak
kudursun
benden
”düzene
ve zamana
göre”
nane!
Bekleyen taslaklar!

Biçiminde şiirini de tanımlıyor okur için. Biz de bu tanımın şiirin sürecinde nasıl işlediğini yine ancak okuyarak görebileceğiz.

*Şiir Dili ve Türk Şiir Dili, Prof. Dr. Doğan Aksan, Engin Yayınevi, 6. Baskı, 2006