31 Temmuz 2019 Çarşamba

BİR MELALNAME: İHTİYARIN VEFATI

İhtiyarın Vefatı adını taşıyan bir kitabı okumanın ne gibi bedeli olabilir? Bence, melâle müşteri olmalı bu kitabın okuru.
Polat Onat'ın ikinci kitabıdır İhtiyarın Vefatı... 2009'da yayımlanan ilk kitabının taşıdığı isim de ilginç: ‘Son’.
1979 doğumlu bir şair Polat Onat. İlginç bir yazı serüveni var. 2000'de yazmaya başlamış, dört yıl kadar dergilerde görünmüş. Baktım, ortalamanın altında eser yayınlayan dergiler bunlar genelde. Bu yüzden midir bilmiyoruz, şair, 2005'ten itibaren dergilerde görünmekten imtina etmiş.
İhtiyarın Vefatı'na gelelim... Hayatın merdivenlerini tırmanmış birisinin böyle bir kitap ismiyle karşımıza çıkmasını tuhaf karşılamayız, peki, genç bir şairin, eserine İhtiyarın Vefatı adını koyması garip karşılanmaz mı? Kitabın içeriğiyle bu kadar uyumluysa adlandırma, niye karşılansın?  Aksine, güzel bir tercihtir aynı zamanda...
Adı üstünde, tematik bir kitap İhtiyarın Vefatı: "I. B/ölüm: Yaşlanmanın Ölümsüzlüğü" ve "II. B/ölüm: Ölümlerle Yaşlanan" diye iki bölümden oluşuyor. Görüldüğü üzere, ölümle pençeleşen bir ihtiyarlığın takdimini yapıyor Polat Onat. Başlıklar değil sadece, Cenap Şehabettin, Abdülkadir Budak ve Mark Twain’den alınan epigraflar da bu pençeleşmeye delil sayılmalıdır. Fakat daha da ileri götürebiliriz örneklemeyi: Hemen her şiirin kapısı, aynı ağıtla kafiyeli... Sonuçta, tam da şairin söylediği gibi, "Günümüz yönelimlerinden uzak" "garip" bir şairle karşı karşıyayız...
Ayrıntıya geçmeden önce şu ilk bakış yargısını da bildireyim: Kavramlardan, adlardan, hele ki nesnelerden ibaret tek kelimelik şiirleri, evet, sadece adlarından ötürü, Sedat Umran'ın metinleriyle yakın, hatta akraba görebilirsiniz. Böylesi bir tehlikenin sınırından dönmeniz için Polat Onat'ın şiirlerini sabırla okumanızı tavsiye ederim. Fakat hangisini tercih edersiniz bilemem, Umran'ın şiirleri hayatın damarına çağırırken bizi, Onat'ınkiler ölümle yüzyüze bırakarak hayat memat arası bir sınırı zorluyor...
İşte birkaç başlık ve onlardan yapılmış manidar mısralar:
Anahtar: "görünmez ellerinle kuşku içinde / paslanmış bir anahtar uzatıyorsun bana / artık hiçbir kapıyı açmayacak bir anahtar." (s. 18)
Huzurevi: "yürüyoruz şimdi arkadaşlarla efkârlı / ikindi güneşi tatlı tatlı okşuyor mezarlık yolunu / ve seni gömüyoruz." (s.21)
Rahmetli: "bakıyorsun yosun gözlerinle / bekleyen son günlerine özlem renginde / derinlerden derin gülümsüyor toprak olmuş dudakların." (s. 23)
Serseri: "karanlık bir balad yazacağım ölmeden / belli ki yerim var düşlerinde / kış güneşi sevdiğim / pervasız serçe" (s. 30)
Mezar: "acaba hiç şiir yazmış mıdır burada yatan ölü" (s. 33)
Kitabın işaret ettiğim çerçevesini ele vermesi bakımından bu sıralama bir fikir vermiş olmalı; pekiştirmek için daha tasarruflu bir yol var mıdır? Şiirlerin adlarını şiirin metninden bir kelime yahut kelime grubuyla kodlasak:
Baston: "beyhude geçmiş ömür"
Bagaj: "tabut"
Teşekkür: "kocadım"
Pişman: "geleceğin ölüleri"
Arkadaş: "hastane / morg / mezar"
Bu tarz metinler "İlaç"ta, her bir derde yakalanmış birisinin ilaç sayım dökümü ile zirve yapıyor.
İhtiyarlık ötesi bir durumla (hayat memat demiştik biz buna) bizi yüz göz eden İhtiyarın Vefatı'nda mutlaka okunması gereken şiirler belirledim. Sözün sanatla kanatlandığı bu şiirlerden birkaç isim anayım:
Bilge (s. 19), Köy (s. 36), Anne (s. 39), Gözlük (s. 41), Kıyamet (s. 47), Avlu (s. 50), Gölge (s. 56), Şato (67), Derdo (s. 69), Maç (s. 77), Şair (s. 95), Kekeme (s. 97), Alevler (s. 109)
Polat Onat'ın genel bir tutumu üzerinde de durmak gerekir burada: Oyun oynuyor sürekli. Söz oyunu olsa mesele değil; daha ziyade şekillerle oyalanıyor. Bunlar daha önce birileri tarafından denenmiş şeyler; sakıncası yok, şairimiz yeniden denemeye girişiyor. Tabii ki bu aşamada kimi başarısız metinler de çıkıyor ortaya; yer yer küçük bir espriyle biten eskimiş kombinezonlar... Bunlar ne kadar görsel, müziksel unsurla desteklenirse desteklensin, cürmü esprisiyle müsemma oluyor... Şu başlık altındaki metinler bence öyledir:
Yaşamak (s. 28), Sandık (s. 31), Arkadaş (s. 43), İlaç (s. 48), Akvaryum (s. 54), Otopsi (s. 59), Biyografi (s. 78), Suskun (s. 82), Koleksiyoncu (s. 87)
Fakat dikkat edilsin, şairin bütün oyunlarına karşı değilim. Mesela, yukarıda da olumlu yaklaşımla bahsettiğim şiirlerden “Derdo” (s. 69) başlıklı metinde yerel ağız mükemmel bir ustalıkla kullanılmış:
"teneşirden kaldırırkene nice hafif / çahıyınan tezine mezer gazılmas / de get oglim de get derdim böyühtür / yilanlara çeres olacik kızanımın saçları."
Şunu da söyleyeyim: İhtiyarın Vefatı'nda benim favori şiirim, geleneğimizde hayli örnekleri olan bir tarzla oluşturulmuş “Kekeme” şiiridir.
Şimdi, lisan-ı pepegiyle yazılmış olan bu şiiri okuyalım:

KEKEME
te te terliydi sevdiğimin i i ilk
tu tu tuttuğumda heyecanla e e elleri
a a ardı ardına bitirilmiş gü gü günler
kı kı kırıldı aynası bu sa sa sağır gözün
ne ne nefes almak ço ço çok güzeldi
kurtlar ve so so solucanlardan hep korktum
yo yo yoğun endişeler iç iç içindeyim bayım
çü çü çürüyecek pamuk narinliğindeki o e e eller. (s. 97)

Netice: İhtiyarın Vefatı, son yıllarda yazılmış kendinden menkul (orijinal) bir kitap. Ortak dili zorlayan, yer yer yıkan bu tarz eserlere ihtiyacımız var...

(İhtiyarın Vefatı, Şiirden Yayınları, İstanbul, 2011, 126 s.)

(İlk kez 26 Mayıs 2011 tarihli Millî Gazete’de yayımlanmıştır.)

30 Temmuz 2019 Salı

RÜTBE ŞAİRLERİNE FİS-!

Son birkaç yıl içinde zamanımızın genel geçer kimi şair tutumları aleyhine bir hayli metin yazdım. Dost ortamları dışında mümkün olduğunca paylaşmadığım bu metinler genel olarak kahramanlarımızın “devrin ruhu”yla kurdukları görece negatif hallerine dair tespitleri dikkate alıyor.
Negatif hallerden kastım, onların “devrin ruhu”na duyarsız kalmaları değil; daha ötesi… Tümüyle devrin ruhunun yaygın dilinin emrine girmiş bir görünüm arz etmeleri…
Bunlara, vaktiyle poetikalarına “Şairin ‘bugün’den geçtiği”ni kaydedenlerin maalesef “bugün”ü ıskalayan, hayır ‘bugün’e ısrarla göz yuman kimi eski “bugün” şairleri de dâhil…
Fakat onlar bir başka grup şaire karşı mazur görülebilir. Öyle ya, ne de olsa devrin ruhuyla ilgili görüntülere kör ve sağır kalmayı marifet addedip, “Efendim, zihniyet (devrin ruhu) dediğin oyun hamuru zamane çamuru, ona bulaşıp batmayalım.” müptezelliğine düşmüş güruha da üye olabilirlerdi. 
Oysa ben bu müptezelleri de hoş görür hale geldim, iyi mi?!.  Eeee, sen de, diyeceksiniz ama durum bu. Ve bunun da sebebi, bir alt seviyedeki rütbe şairleri!
Üsttekileri mazur görme sebebim henüz kuvveden fiile geçmeyişleri. Bir potansiyelleri var, fakat kullanmayabilirler. Geri adım atıp söylediklerinden pişmanlık utancı bile duyabilirler.
 İflah olması mümkün görünmeyen rütbe şairlerine mensup olanlar ise korkunç hamlelere girişmiş vaziyetler sunmaktalar...
Mesela?
Mesela bir kısmı çıkıyor,  hukuk/ahlak manzaraları arasındaki mideyle terbiye etme söyleminin teşrifatçısı oluyor. Onları görünce, kendimizi sanki toptancı şirketinin pazarlama elemanları ile yüz yüze buluyoruz.
Oysa onlar, sekreteryasını yürüttükleri ve kamusal ihaleye girecek olan şirketlerinin âlî menfaatleri için, mesela, sadece kültür sanat faaliyetlerine ciddi bir şekilde odaklanabilirlerdi. Böylece, çantada keklik olan işlerini belki daha nitelikli yapabilirlerdi.  Bunu yapmaktansa, işgal ettikleri gazete köşeleri marifetiyle, mevcut şartlarda görece ‘iyi” kabul edilebilecek kimi hukuksal süreçleri baltalamaya kalkışıyorlar. Böylece çirkin bir tercihte bulunmanın efelenmesine soyunuyorlar. Üstelik kendilerini özdeş tuttukları, gölgesinde güneşlendikleri motor güç bile, bir şekilde geri adım atıp,  gıda sektöründe sözgelimi daldan budaktan, kabuktan değil de, meyveden yararlanılabileceğine hükmetmişken.
Bu rütbe halkını görünce şu klişe dolanmasın dilimize, mümkün mü:  Kraldan çok kralcı aşağı şairler; kendilerini kündeliyorlar, kişisel tarihlerini lekeliyorlar…
Bu arada bunlardan bir kısmı da, vaktiyle kitaplarına nakşettikleri besmeleye ihanet ederlercesine, tahribat, tahrifat ve tahkirat memurluğuna soyunuyorlar. Tahkirat mı? Daha da ötesi, muhbirlik modunda konuşlanıyorlar. Böylece, bir zamandan beri ortalıkta sıkça gezinen bağnazlık atmosferine od ateş taşıyorlar...
Malum, nicedir toplumumunuz ortak ve itibarlı değerlerimize saldırılıyor, onlar üzerinden medeniyet dünyamız tazyif, tahfif ve tahrip ediliyor. Yakın geçmişte, bir film üzerinden Âkif’e yönelik olarak başlayan bu çirkinlik salvoları, daha sonra farklı boyutlarda devam etti, ediyor. Bunlar, çağımız Türkiye’sinin en önemli mütefekkirlerine yönelik itibarsızlaştırma girişimiyle devam ediyor maalesef. Çok şükür bu küstah saldırılar şimdilik geri püskürtülebiliyor…
Meselenin rütbe şairleriyle ilgisi mi? Maalesef bu tür taciz atışlarında adı şaire çıkmış kimilerinin bayağılık erbabı pozu vermeyi tercih etmeleri…
Rütbe şairleri dedik, rütbeleri bu poz…

(İlk kez Sebîlürreşâd dergisinin Ocak 2019 tarihli sayısında yayımlanmıştır.)

27 Temmuz 2019 Cumartesi

ONA DEDİM KI...

Ona dedim ki giderken içimden
Geldiğinde yokum eminim ben
Kendini ihraç eden bir mağrur
Gibiydim sahiden sahibinden
Ve yerimde yeller esiyor şimdi

Balkes, 23 Temmuz 2019

CUMHURİYET BENİMLE...

Cumhuriyet benimle geliyor
Bastığım toprağı yurt ediniyor
Şirret diyorum ben ona şi'rrrr...
Karasevdayım diye bağlıyor o
İlmeğini ipince benliğime.

Balkes, 23 Temmuz 2019

26 Temmuz 2019 Cuma

BU DEVİ...

Aynalı körüğü  isteyen gönül
Sözleri pus dolu kalpsizin evi
Yaylıda ispittir oysa asıl dil
Yıkamaz rûzigâr işte bu devi

Balkes, 22 Temmuz 2019

DEUTSCHLAND

Deutschland bir şapka pabuç rafında
Kafası secdeye gitmiş olmalı
Gereklilik kipine asıldım amma
Yaz dolambacında Deutschland valla.

Balıkesir, 22 Temmuz 2019


BİR KÖPEĞİ BESLEDİM

Bir köpeği besledim ömrüm boyunca
Şiirlerimi ona adadım kinle öfkeyle
Giderayak sayılsın itiraf kabilinden
Bir vaveyla medet diyor bin eninle...

Balkes, 23 Temmuz 2019

22 Temmuz 2019 Pazartesi

ÇOCUKLUK

Sükutu bekliyor Ali Eren'in
Cami bahçesinde ah bisikleti
Çıkmıyor umutlar ikindi vakti
Kalpleri atıyor Ali Eren'in

Masaya yaslanmış önü de çitli
Asık surat çatık kaşlı kilitli
Kırmızı giyinir gönlü bulutlu
Günleri geçmiyor Ali Eren'in

İkisi de mutsuz Ali ve Eren
Ali'yi temsilen Çocukluk yazan
Şairin sözleri kalır direnen
Gözleri parlıyor Ali Eren'in

12 Kasım 2017, Bursa