Batılı şablonlarla kendisini ifade etmeye başladığı süreçten itibaren Türk şairi kaçınılmaz bir zorunluluk olarak eski Yunan ve Latin mitolojisiyle göbek bağı kurmuştur. İsmail Habib Sevük’ün ifadesiyle, “Tam Avrupalı” bir millet olmak için, “Bütün antikite’yi, yani Yunan ve Latin’in belli başlı eserlerini” tedris eylemek gerekiyordu. Bu süreç, 1923’ten itibaren daha bir keskin olarak işlemiş, “Türklük üniforması”, bir yandan ulusalcılıkla terbiye edilirken, diğer yandan laiklikle orantılı bir medeniyet değişimine tabi tutulmuştur.
Kuşkusuz, bir imparatorluğun mağlubiyet hüznünü ruhunda hissetmek istemeyen yeni rejim, varlığının simgesi sayılacak “zafer”leri, mükemmel bir yurt ile taçlandıracak (Mukaddes Anadolu), bununla birlikte o yurt sathında bir zamanlar mukim olan kavimlerle akrabalık ilişkileri arayacaktır. Bizzat devletin ileri gelenleri marifetiyle, Osmanlı ve Selçukluyla var olan geleneksel zincir koparılırken Hitit, Sümer, Yunan, Latin gibi Anadolu’ya özgü kabul edilen çok eski medeniyetlere ilmikler atılması, şanlı akrabalık araştırmaları sonucudur.
30’lu yıllarda memleketçilik, 40’lı yıllarda kesif bir batıcılıkla birlikte halkçılık ve hümanizm eğilimleri, bu gidişatın farklı görünümlerinden seçilmiş anahtar kavramlardır. Böylece, bir buhran döneminin (1912) tatlı bir deneyi olarak anılabilecek olan ve Yahya Kemal, Yakup Kadri gibi daima gözde olmuş edipler tarafından geliştirilen Nev-Yunanilik sevdası platonik seviyede kalmış; çok değil, bundan birkaç on yıl sonra, bir devlet erkânı hareketi halinde, yeniden “antik aşklar” peşine düşülmüştür. Bu acı aşk söylemi, resmî ağızlarca farklı yaşam alanlarını kapsar şekilde terennüm edilmiştir. Mesela illâ “batı kafası”yla teşrif olunmalıyız diyenler, bu sözlerinin hemen yanı başında, bir ilk aşama olarak, sözgelimi, Yunanca ve Latince’yi orta mektep müfredatına sokmalıyız, talebini dillendirmişlerdir. Onların benzer hedefleri, zamanla tercüme faaliyeti kılığına bürünmüş, böylece hızlı bir batı klasiği çevirme dönemine girilmiştir. Tarihleri yuvarlaklaştırarak belirtirsek, 1940-1965 döneminde tercümesi yapılan batılı eser sayısı 1200’e yakındır. Bunun konumuz açısından anlamı şudur: İkinci Yeni şiiri, bir taraftan edebiyatsızlık/şiirsizlik ortamının (Garip şiirinin) yaşandığı sıfır noktasında doğarak, Türk şiiri için tekrar edebî bir kimlik refleksi olurken, diğer yandan, batıdan yapılan tercümelerin tam ortasına doğarak, yabancı bir serüvene bağlanmanın izahı olmuştur. Bu ikincisi, “Tercüme Odası”ndan doğuşun bir başka yansımasıdır.
Söz İkinci Yeni şiirine geldiğine göre…
İkinci Yeni, 1950'lerin ortalarına doğru Türk şiirinin girdiği bir merhaleyi temsil eder. Cemal Süreya (1931-1990), Ece Ayhan (1931-2002), Edip Cansever (1928-1986), İlhan Berk (1916-2008), Sezai Karakoç (1933), Turgut Uyar (1927-1985) ve Ülkü Tamer (1937) gibi şairleriyle Cumhuriyet dönemi Türk edebiyatının (hâlâ) en etkili edebî hamlelerinden birisi olan İkinci Yeni Şiiri, son yıllarda farklı yönleriyle araştırma ve inceleme tezgâhlarına yatırılmıştır. Bununla birlikte, gerek İkinci Yeni şiiri bir bütün halinde, gerekse bu bütünü oluşturan şairler münferiden, barındırdıkları mitolojik unsurlar bakımından yeterli bir mesaiye tabi tutulmamıştır. Bu noktada istisna sayılabilecek birkaç çalışma vardır. Bunlardan birisi, sonradan biraz daha geliştirilerek Şiir ve Mitologya adıyla yayınlanan Aydın Afacan’a ait master tezidir. Afacan, bu çalışmasında İkinci Yeni şairlerinden Ece Ayhan, Cemal Süreya, İlhan Berk, Edip Cansever ve Ülkü Tamer’i birbirinden bağımsız olarak ve yüzeysel bir şekilde dikkatlere sunmaya çalışmıştır. Mehmet Can Doğan’ın “Modern Türk Şiirinde Mitolojiye Bağlı Kaynaklanma Sorunu” başlıklı makalesi de bu minvalde anılabilecek bir katkıdır.
Kapsamlı bir çalışmaya girizgâh…
Bizim Külliye’nin “Edebiyat ve Mitoloji” özel sayısı için İkinci Yeni hareketinin mitolojiyle ilgisini yazmam isteği tarafıma bildirildiğinde severek kabul ettim. Bakir bir alanda çalışmak ve sahih bir birikimi ortaya çıkarmak arzusu heyecanlandırmıştı beni. Doğrusu, daha önceden pek çok yönleriyle okumalar yaptığım İkinci Yeni’yi mitoloji odaklı olarak ilk kez masaya yatıracaktım. Kuşkusuz, bu tür okumalarda temel metinler şairlerin şiir kitaplarıdır. Birkaç aylık süre içerisinde, böyle bir öncelikle yaptığım okumada, önüme bir hayli malzeme çıkmıştı. Bu malzemenin geniş bir zamanda tetkik edilip işlenmesi, kapsamlı bir eseri vücuda getirebilirdi. Bir süreli yayın içinse, müstakbel çalışmanın özetini sunmak yeterli olacaktı. İşbu yazı bu anlamda bir girizgâh kabul edilmelidir…
Bu sınırlamanın dışında, alan belirlemenin bir başka aşamasını izah etmeye geldi sıra: İkinci Yeni şairlerini genel mitolojik çerçeve içerisinde değil, Antik Yunan ve Latin (Batı) mitolojisi dairesi içinde ele alacağız. Zira, İkinci Yeni hareketi mensubu şairlerin genel yönelimi, mitoloji bağlamında bu eğilim içindedir. Tam da bu noktada, hareketin mensubu olarak yukarıda adını zikrettiğimiz yedi şairden Sezai Karakoç’u, mitolojik yönelim bakımından farklı bir çizgiyi temsil ettiğinden, İlhan Berk’i de bu yazının maddi sınırlarını zorlayacak derecede yüksek bir mitolojik kaynaklanma serüveni olduğu için, işbu çalışmamızın dışında tutuyoruz. Bu cümleden hareketle, Sezai Karakoç ve İlhan Berk şiirini mitoloji bağlamında ayrı birer makale ile ele almak üzerimize borç kaydedilsin…
Türkiye’de şiire dönüşün yeni bir miladı kabul ettiğimiz İkinci Yeni şiiri, farklı yönelimleri bünyesinde taşımıştır. Bu şiirde sözgelimi, bir yandan klasik yerli değerlere şu veya bu mahiyette atıflar yapılırken, diğer yandan batının eski veya yeni değerlerine atılmış ilmekler görülmektedir. Bunlardan batıyla ilgili bazı bağlantıları daha önce Gelenek ve İkinci Yeni Şiiri adlı kitabımızda ele almıştık. Orada alan sınırlamasından ötürü ele alamadığımız İkinci Yeni - Batı mitolojisi ilgisini ise işte şimdi ortaya seriyoruz:
Bu aşamada atacağımız ilk adım, sözkonusu şairlerin genel tutumlarına kısa bir göz gezdirme olacaktır.
Cemal Süreya: Mitolojik dadanmaya karşı…
İkinci Yeni şairleri arasında mitoloji meselesine net bir tavırla yaklaşan ve bu tavrı Papirüs dergisinin Ağustos 1966 tarihli sayısındaki başyazısıyla yansıtan Cemal Süreya, sonradan tavrının dışına çıksa da, önemli şeyler söylemiştir. O yıllarda özellikle Melih Cevdet Anday ve Edip Cansever’de aşırı bir ilgi (“iştahla dadanma”) şeklinde tezahür eden mitolojik girişimlere tepki veren Cemal Süreya, konunun abartıldığını belirtir. Cemal Süreya, “Yunan Mitolojisine” “kendi mitolojimiz gözüyle bak”anların yanlış düşünce içinde olduklarını söyledikten sonra, bu hareketin tarihî seyrine dair bilgeler verir. Ardından, “Bir mitoloji gerekiyorsa bu kendi efsanelerimizden çıkan bir mitoloji olmalıdır. Şiirin evreni dildir. Her dilin kendi toplumuna özgü efsanelerle içiçe bir mantığı, bir işleyişi vardır. Birlikte gelişmişlerdir. Aynı gelişim sürecinin potasında kaynamışlardır. Bir dili kendi efsanelerin dışına doğru hareket ettirebiliriz belki. Daha doğrusu onlardan bağımsız bir şekilde kullanabildiğimiz olur. Ama başka bir mitolojinin lejandlarıyla doldurmamız dildeki şiirsel kökü yavanlaştıracaktır. Bunun evrensellikle hiçbir ilgisi bulunmadığını da sanmaktayız.” der.
Yunan Mitolojisinin bilinip öğrenilmesini “zenginleştirici bir güç” olarak gördüğünü belirten Cemal Süreya, bunu “kendi mitolojimizmiş gibi işleme”yi “gereksiz olduğu kadar sakıncalı bir iş” olarak görür. Bu arada zaten bu mitolojinin efsaneleri, “bizim sanatımızda yabancı öğeler halinde kalmaktan ileri gitmemektedir.” Bu düşüncelerini on yıl sonra yazdığı “Kıta Sahanlığından” başlıklı yazısında da tekrarlamaktadır Cemal Süreya. Melih Cevdet Anday’ın 1976 Yeditepe Ödülü’nü de alan Teknenin Ölümü adlı kitabı üzerine yazdığı bu yazıda, mitolojiyle bağlantılı olarak özetle şunları söyler: Melih Cevdet’in Grek mitolojisine aşırı bağlılığı şiirlerinde bir yabancılık duygusu uyandırmaktadır. Onun bu kitabındaki şiirlerde bir güzellik olmakla birlikte, bu, çeviri şiir güzelliğine benzemektedir. Cemal Süreya, “bana ters geliyor içinde döndüğü mitoloji” diye itiraz ediyor Melih Cevdet’e.
Cemal Süreya’nın bu düşünceleri bir yanda tutalım; onu şiirlerinde farklı bir tutumla başbaşa yakalarız. Bir “eleştiri-deneme” kitabına mitolojik suretleriyle bilinen bir antik coğrafyayı (“Kıta Sahanlığı”nın da içinde bulunduğu Uzat Saçlarını Firigya adlı kitap) ad yapan şair, bütün şiirlerini ihtiva eden Sevda Sözleri’nde de bu unsurlara yer verir. Bunların neler olduğunu ve hangi şiirlerde bulunduğunu belirtelim: “Bir Kentin Dışardan Görünüşü”nde (s. 75) “Eski Frikya”, “Fenikelileşememek” ve “Serhas’ın askerleri”, “Sımcıcak, Çok Yakın, Kirli”de (s. 85) “Belkıs’ın delik incisi”, “Ortadoğu”da (s. 105) “Sayda’yı Hatusas’ı Troya’yı/ Alfabe ihraç eden Fenike’yi”, “Karacaoğlan”da (s. 207) “simürg”, “Kısa Türkiye Tarihi III”de (s. 221) “O yunani o güzel yolculuklar”, “Mutsuzluk Gülümseyerek”de (s. 256) “ey Troya yolcusu”, “16 Dize”de (s. 271) “Mitos yitme n’olur”, “Göller Denizler”de (s. 296) “Tanrılar karıştırır durur denizleri”, “Bugün Ne?”de (s. 305) “Ağaçların Afroditi”…
Cemal Süreya’nın şiirlerinden birkaç örnek sunalım:
“Mutsuzluk Gülümseyerek” (s. 256) adlı metinde “Troya” şöyle anılıyor:
“Ey otobüssever ey Troya yolcusu
Anımsarsın, günlerce konuşup durmuştuk
O İB (ipekböceği) sesli kadını;
Birinin Grönland’ı olmaya hazırlanıyordu.”
“Bugün Ne?” adlı şiirde (s. 305) ise “Afrodit”e yer verilir:
“…. seni ve hayatımı
Ne olduğu iyice kestirilemeyen bir parıltı gibi
Geride bırakarak gidiyorum. Nereye?
Yarın bütün bu ağaçları sulayacaklar
Ağaçların Afroditini anımsadım şimdi
O ağacın yanından geçerken gökyüzü ne derindi”
Ece Ayhan: Bir Madytos efsanesi var mıydı?
Ece Ayhan’ın Yort Savul, Çok Eski Adıyladır ve Zambaklı Padişah adlı kitaplarını inceledik. Bunlardan Yort Savul’da yaptığımız tespitler şöyledir:
“İki Tekerlekli At”(s. 102) şiiri mitolojideki Truva atına yapılan bir atıftır sanki: “Yaıkımlar getiriyorlar imparatorluğa. Yangınlar.” dizesi bu atfın bir göstergesi olarak okunabilir.
Aynı metinde “Oğlum ve arkadaşı Bünyamin. Kaç yıllar uçamıyorlardı.” ifadesiyle, hemen arkasından gelen “Ey Kanatsızlık” başlıklı metindeki (s. 103) “kuş”, “büyü”, “serüven”, “uçurum”, “kanatsızlık” gibi ifadelerden kaynaklanan imgeler bütünü ve aynı şekilde “Ortadoks-Ortodoks”ta (s. 104) “düşen”, “kanatlar”, “balmumu”, “albastı” ifadeleri mitolojideki “İkaros” efsanesine yönelik çağrışımlar sunar. Girit Kralı Minos, Daidalos adlı mimar ve onun İkaros adlı oğlunun Minotauros denilen boğa başlı canavara karşı giriştikleri mücadeleyi ve akabinde Minos’un hilesiyle mağdur kalan baba oğlun ıstıraplarını anlatan bu efsane, iki mağdur kahramanın balmumundan yaptıkları kanatlarla özgürlüğe uçuş maceralarını da içerir. Fakat balmumunun erimesiyle İkaros denize düşüp boğularak ölecektir.
Çok Eski Adıyladır’da karşımıza çıkan mitolojik unsurları da şöyle sıralayabiliriz: “Hero ile At”da (s. 9) “Hero ile Leandros” efsanesine göndermelerde bulunulur. Bu çerçevede “Sestos”, “Akhilleus”, “Abydos” gibi mitolojik unsurlar da metinde yer alır.
“Madytos”ta (s. 13) antik bir şehir olarak Madytos (Eceabat) Sparta’ya karşı Atina donanmasına mevzi olmuş bir yerdir.
“Hakaret Beyler”de (s. 39) “Troya”ya yer verilir: “Bakıldı ki Troya dolaylarında da doğmuştur Hakaret Beyler.”
“Anka”nın (s. 41) bir doğu mitolojisi olduğu kadar eski Yunan’da Phoenix’e tekabül ettiğini belirtelim. Fakat bu metinde şiire başlık olmak dışında bir karşılığı yok gibidir.
Edip Cansever: Aşırı mitolojik doz…
Yerçekimli Karanfil (Toplu Şiirler I) ve Şairin Seyir Defteri (Toplu Şiirler II) adlı kitaplarını tetkik ettiğimiz Edip Cansever, İkinci Yeni’nin bir diğer şairi Cemal Süreya’nın eleştirilerine maruz kalacak derecede ileri bir mitolojik kaynaklanmaya gitmiştir.
Onun mitolojik öğeleri kullanış şeklini eserleri üzerinden sırasıyla göstermeye çalışalım.
Yerçekimli Karanfil’de: “Umutsuzlar Parkı” (s. 51) başlıklı şiirin IV. Bölümünde kimi eski medeniyetleri anar: “Bir Mısır, bir Roma, belki de bir Yunan elleriyle/ Eski bir insandınız merdiven gıcırdıyordu.” (s. 55)
Mitolojik unsurları şiir adı olarak kullanmak yahut şiirin başlığında geçirmek İkinci Yeni şairlerinde dikkat çekici bir durumdur. Cansever”in Yerçekimli Karanfil kitabındaki “Phoenix”te (s. 85) olduğu gibi. Kuşkusuz, şiirin içeriğinde de mitoslara mahsus unsurlar yer alır. Şiir şöyle biter:
“Kim ne derse desin ben bu günü yakıyorum
Yeniden doğmak için çıkardığım yangından.”
Mitolojik unsuru ad yapma işi sadece şiir başlığında değil, kitap adında da geçerlidir. Cansever’in 1961’de yayımlanan “Nerde Antigone” (Yerçekimli Karanfil, s. 97) ve 1964’te yayımlanan “Tragedyalar” (Yerçekimli Karanfil, s. 139) adlı kitaplarında olduğu gibi.
Mitolojik çağrışımlar herhangi bir kahramana atıf yapmadan da yansıtılabilmektedir. Edip Cansever’in “Tragedyalar”ının VI. Bölümünde bulunan “kasvet tanrısı” (s. 213) ifadesi böyledir.
“Zeus” mitolojiden esinlenen her şairin sıkça müracaat ettiği “Tanrı”dır. Edip Cansever “Cadı Ağacı” (s. 230) şiirinin I. parçasında Zeus’a yer verir.
Antik medeniyetlere ve bu medeniyetlerin yerleşim birimlerine yapılan göndermeler Edip Cansever’de önemli bir yararlanma şeklidir: Şairin Yerçekimli Karanfil’deki “Dökümcü Niko ve Arkadaşları” (252) şiirinde bunun bir örneğine rastlarız. Şair eski Yunan şehri Argos’u Fenikelilerle birlikte aynı mısrada geçirir. Bu arada söz konusu dönemin önemli kahramanlarına da atıf yapılır:
“Sanırım Argos’a çıktıklarından bu yana Fenikelilerin
Yapayalnız bıraktılar beni. (…)
Sanki onlar İo’yla Fenikeli kaptanın sevişmesinden
Bir güzel koşumlardı, gittikçe çoğalırdı”
Yerçekimli Karanfil’deki “Ölü Sirenler” (s. 304) şiirinde “Lidya kralı”, “Bir Yitişten Sonra”da (s. 326) “Pan” ve “Minos”, “Bir Yitişten Sonra”da (s. 326) “Gelsin iyi huylu tanrılar da, kurtarsınlar diye bizi”, “Şahinin Kopardığı Elmas” (s. 336) şiirinin ikinci bölümünde “Truva atı”, “Gül Dönüyor Avucumda” (s. 352) şiirinde “hümakuşu” (Phoenix) ve Pegasos”…
Şairin Seyir Defteri’nde: Edip Cansever’in bu kitabında da mitolojik unsurlara oldukça rastlarız: “Yontucu Kares”de (s. 152) “Rodoslu Kares”, “Pathetıque”te (s. 158) “Sophokles ve Aiskhylos”, “Belirsizlikler I” (s. 180) şiirinde “Pan”, “Eros Otelinin Kambur Müdürü”nde (s. 353) “Eros” ve “Eros Ülkesi” gibi unsurlar mitolojik mahiyettedir. Kitabın sonunda yer alan “Phoenix Oteli” (s. 403) de adını mitolojiden almıştır.
Turgut Uyar: Mutedil mitolojik ilgi…
Büyük Saat (Toplu Şiirler) kitabındaki şiirlerini mitoloji incelemesine tabi tuttuğumuz Turgut Uyar, bu konuda İkinci Yeni şairleri arasında itidali temsil edebilir bir konuma sahiptir.
Onun mitolojiyle olan ilgisini şu örnekler üzerinden açıklayabiliriz:
“O Zaman Av Bitti” (s. 130) başlıklı şiirinde “Tanrılar” ifadesini kullanan şair, batının mitolojik algısını ezber edinmiş gibidir: “Kadınları düşünmeyin, durmadan alışverişte onlar dayanıklı Tanrılarla”. Benzeri bir tutum “Övgü, Ölüye” (153) başlıklı metinde de “Tanrısal umutsuzluk” (s. 154) şeklinde tezahür eder.
Turgut Uyar, “Son Üçü Beş” (s. 167) şiirinde “Pan”dan bahsederek mitolojiye iyice göz kırpar:
“…
-Ah, çirkin sonuç
olağan ve çirkin akustik yetersizlik –ve son akşam saati
hurmaları, uzun ovaları – uzun ovaları – her şeyin bugüne olduğu-
kır resimlerini – yalnız Pan – andılar – ve
ölülerini – sonra Akdeniz – bütün bir şey – sonra bir deniz – sonra
ve – gömecek olduklarını andılar-“
Şair “Baharat Yolu”nda (s. 291) “İllirya” ve “Kilikya” olmak üzere antik çağın iki toplumuna atıf yapar:
“Kervanlar gümüş bir ağıt gibi İllirya’dan Anadolu’dan
atlar, tüccarlar ve kılıçlar hiç köprüsüz geçerlerdi sudan”
“Artık bir okşama değildi koca gözlü Akdeniz’in rüzgârı
Bütün rüzgârlar Konya’dan aşağı Kilikya’dan yukarı” (s. 294)
Turgut Uyar’ın Büyük Saat’inde tespit edebildiğimiz son mitolojik unsur “Bir Gülün” (s. 493) şiirindeki “Pegasus”tur:
“bir gülün serüvenidir belki
bir ölümle başlayan
eşkin bir pegasusun kişnemesiyle
birden her şey derinlerde bir orman
böylece suyun dibindeki yalnızlık
onarıyor kendini durmadan”
Ülkü Tamer: Mitologya mütercimi…
Mitologya (Edith Hamilton) çevirmeni olarak da bu alanda belirli bir ad yapan ülkü Tamer’in şiirlerinde nasıl bir performans sergilediğini Yanardağın Üstündeki Kuş (Toplu Şiirler) adlı kitabından inceledik. Yaptığımız tespitler şöyledir:
Şair, “Kartaca” (s. 37)da şiire adını veren antik Fenike kolonisine atıf yapar. Üç üçlükten oluşan şiirin son bendinde şöyle der:
“Büyücü denilecek gülünce yargıçlara;
Ölümüyle koparacak taşlarını zamandan
Duyarlığı çoğaltan ölümsüz Kartaca’nın” (s. 37)
“Şölen Sonu” (s. 89) başlıklı şiirinde “Thiess”ten bahseder:
“Ateşlere bakılırsa yağmur
yağmayacak, dedi Thiess
bir de baltalarını fırlatsalar
ne iyi olurdu, dedi, nerede
kaldılar?”
“Bir Soyguncunun Yüzü” (s. 121) şiirinde “Olympos”, “Hades” ve “Herakles”i anlatır:
“Bir bıçağın ucuyla Olympos arasında.
Hades’den kaçırdım onu, bak,
Biraz yaralanmış, biraz zincire vurulmuş,
Senin zincire vurulmuş yüzün
Durgun bir sevginin yaktığı gökyüzü.”
Bunların dışında Ülkü Tamer, “Salgın” şiirinin “Kara Atlı” (s. 133) başlıklı 1. bölümünde “Zuhal”den (Kronos, Satürn, Sekendiz), “Serçe” (s. 143) başlıklı şiirin dördüncü bölümünde “Zümrüdüanka”dan, “Hünerimiz”de (s. 260) “Zühre”den (Venüs, Afrodit, Çolpan, Çoban Yıldızı) bahisler açar. Sonuncusu şöyledir:
“…
zaten kim karışır ki bana,
zaten kim inanır ki bana,
bir Ay, bir Zühre, bir de bütün dünya.” (s. 260)
Sonuç olarak…
Süreğen kırılmalar çağına denk gelen Cumhuriyet devrinin en etkili topluluğu olarak İkinci Yeni şairleri, devrin ruhuna tabi olmalarının yanı sıra, mitolojiyi kendileri için şiirsel bir imkân olarak da görmüşler ve özellikle batının mitolojik unsurlarını yoğun bir şekilde kullanmışlardır. Bu kullanımlardaki hassasiyetlere dikkat çekebildiysek, bu bizi mutlu eder…
KAYNAKÇA:
Aydın Afacan, Şiir ve Mitologya, Doruk Yay., İst., 2003, 272 s.
Behçet Necatigil, 100 Soruda Mitologya, Gerçek Yay., 3. Bas., İst., 1978, 143 s.
Cemal Süreya, Sevda Sözleri, (Bütün Şiirleri), YKY, 2. Bas., İst., 1996, 325 s.
___________, Uzat Saçlarını Frigya, Yön Yay., 2. Bas., İst., 1992, 270 s.
___________, Papirüs’ten Başyazılar, (Haz. Zühal Tekkanat), Cem Yay., İst., Tarihsiz, 133 s.
Cevat Akkanat, Gelenek ve İkinci Yeni Şiiri, 2. Bas., Okur Kitaplığı, İst., 2012, 472 s.
Ece Ayhan, Çok Eski Adıyladır, Adam Yay., İst., 1982, 62 s.
___________, Yort Savul, Adam Yay., İst., 1982, 142 s.
___________,Zambaklı Padişah, Tan Yay., Ank., 1981, 45 s.
Edip Cansever, Şairin Seyir Defteri, (Toplu Şiirler II), Adam Yay., 7. Bas., İst., 1997, 423 s.
___________, Yerçekimli Karanfil, (Toplu Şiirleri I), Adam Yay., 5. Bas., İst. 1995, 434 s.
Mehmet Can Doğan, “Modern Türk Şiirinde Mitolojiye Bağlı Kaynaklanma Sorunu”, Gazi Türkiyat Dergisi, S. 4, (Bahar 2009).
Turgut Uyar, Büyük Saat, (Toplu Şiirler) Can Yay., İst., 1985, 510 s.
Ülkü Tamer, Yanardağın Üstündeki Kuş (Toplu Şiirler), Adam Yay., İst. 1994, 270 s.
İlk kez BİZİM KÜLLİYE dergisinde yayımlanmıştır.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder